sistem - Wiktionary

[MegaThread #1] Karabağ Operasyonu Gelişmeleri

[MegaThread #1] Karabağ Operasyonu Gelişmeleri
Azerbaycan'ın Karabağ Operasyonu ile ilgili bu konu altında paylaşımlar yapabilirsiniz. Gelişmeleri belirli kaynaklardan toplayacağız (ekşi sözlük sayfası artık güncellenmiyor).
Operasyon hakkında daha fazla bilgi | Vikipedi
GELİŞMELERİ ALABİLECEĞİNİZ KAYNAKLAR
AA (anadolu ajansı-Azerbaycan Cephe Hattı)
Euronews (pro EU, güncellendi 10 Ekim 9.52)
Nagorno Karabakh Observer (twitter) (english)
Cumhuriyet Gazetesi
Sivillerin Son Durumu
11 Ekim 17.00 itibariyle Ermenistan'ın, Azerbaycan yerleşim birimlerine top ve füzelerle gerçekleştirdiği saldırılarda yaşamını yitiren sivil sayısı 41, yaralı sayısı 205.
SON GELİŞMELER
(eğer güncellenmezse alternatif kaynaklardan veya gelişmeleri aldığımız kaynaktan son gelişmeleri öğrenebilirsiniz.) (Gelişmeler AA'danalınmaktadır.)
--11 Ekim--
  • Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Çavuşoğlu, görüşmede, "Ermenistan'ın ateşkese uyması" konusunda uyarılmasını istedi.
  • Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, "Ermenistan'ın yönetimi tüm bu suçların sorumlusudur. Azerbaycan tüm bunlara gereken yanıtı verecektir." dedi.
  • Ermenistan ordusunun, ateşkesin üzerinden 24 saat geçmeden, Azerbaycan'ın Gence kentine füzelerle saldırması sonucu 9 kişi öldü, 34 kişi de yaralandı.
--10 Ekim--
  • Azerbaycan ile Ermenistan, Dağlık Karabağ'da insani amaçla cenazelerin ve esirlerin değişimi için bugün saat 12.00'dan itibaren ateşkese varılması konusunda anlaştı.
  • Ermenistan ordusu, Azerbaycan’ın işgalden kurtardığı Hadrut’taki yerleşim yerlerine yoğun roket saldırıları gerçekleştiriyor.
--9 Ekim--
  • Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Hadrut kasabası ve birkaç köyün işgalden kurtarıldığını duyurdu.
--8 Ekim--
  • Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin sabah saatlerinde işgal altındaki Dağlık Karabağ dışında bulunan Berde, Ağcabedi şehirleri ile Goranboy, Terter, Ağdam şehirlerinin köylerine top atışları yaptı.
  • Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov’un Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanları ile Ermenistan’ın işgali altındaki Dağlık Karabağ meselesini görüşmek üzere İsviçre’nin Cenevre kentine gideceği belirtildi.
  • Erdoğan: "Ermenistan’ın aldığı ağır hezimetin ardından Türkiye’yi de çatışmanın içinde gösterme gayreti, yaşadığı sıkışmışlık ve çaresizliğin ispatı." dedi.
--7 Ekim--
14.42-14.50
Azerbaycan ordusu, Ermenistan'ın ikinci defa uzun menzilli füzelerle hedef almak istediği Yevlah kentine saldırıyı, savunma sistemiyle engelledi.
14.52
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Kılıç, "TBMM ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Azerbaycan'ın koşulsuz olarak yanında." dedi.
Azerbaycan ordusu, işgal altındaki topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonda, Ermenistan ordusunun 250 tank ve zırhlı aracını imha etti.
10.03
Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi, Karabağ’daki çatışmalarda Ermenistan safında yer alan ve terör örgütü PKK ile bağlantılı teröristlerin telsiz konuşmalarını paylaştı. Telsiz Konuşması
10.00 İngiltere ve Kanada, Azerbaycan ile Ermenistan'a ateşkes ve müzakere çağrısında bulundu. AA

--30 Eylül--
15:08 azerbaycan dışişleri bakanlıgı: ermenistan şartsız olarak dağlık karabağ’dan çıkana kadar operasyonlar davam edecektir.
14:51azerbaycan savunma bakanlığı ermenistana ait obüsleri imha etti.
https://m.youtube.com/watch?v=x0gnrikcgzu
14:50ermenistan başbakanı paşinyan, iran cumhurbaşkanı ruhani ile telefon'da görüştü!
14:43ermenistan'ın megri şehrine gelen askeri teçhizatları dağlık karabağ'a gönderiliyor.
14:42iran, hazar denizi üzerinden novşehir limanına getirilen rus askeri teçhizatının ermenistan'a taşınmasına yardım ediyor.
14:36azerbaycan ordusu fuzuli kentin'deki ermeni ordusunu topçu atışlarıyla vuruyorazerbaycan ordusu, fuzuli kentindeki ermenistan silahlı kuvvetlerinin 4. taburuna topçu atışlarıyla ağır saldırılar gerçekleştiriyor.
https://www.flyrops.com/…an-savasi-karabag.html?m=1
14:30ermenistan savunma bakanlığı :çatışmalar sırasında azerbaycan'a ait tos-1 (çok namlulu roket atar sistemi) imha ettiklerini açıkladı.https://www.flyrops.com/…an-savasi-karabag.html?m=1
13:27azerbaycan ordusuna ait siha’lar bir grup işgalci ermenistan askerini etkisiz hale getiriyor https://twitter.com/…tatus/1311251423338921984?s=21
13:08şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgeleri gösterir harita https://twitter.com/…tatus/1311246641496821760?s=21
12:59azerbaycan savunma bakanlığından yeni görüntüler https://twitter.com/…tatus/1311244252974850051?s=21
12:55
dün ermenistan hava küvetleri kendi hatalarından ve alanın dağlık olmasından dolayı iki uçakları düştü. bu hatalarını gizlemek içinde ''türk f 16'lerı savaş uçağımızı düşürdü'' diye açıklama yaptılar.https://twitter.com/…tatus/1311243160933339137?s=21
12:55azerbaycan, ermenistan ordusuna ait 2 adet su-25 savaş uçağının dağa çarparak düştüğünü açıkladı.kaynak: https://m.haberturk.com/…istemi-imha-edildi-2819447
dağa değil de yerli koral sistemine çarpmış olabileceği iddiası(bkz: #113679536)
12:20
iran televizyonuna konuşan şoförler, 640 rus yapımı askeri kamyonun enzeli limanından çıkışının yapıldığını ancak itirazlardan sonra ermenistan'a nakledilmesine izin verilmediğini söyledi.https://twitter.com/…tatus/1311222443697156096?s=21
12.19azerbaycan ordusunun siha’larla ermenistan’a ait füze sistemlerini imha etmesinin görüntüleri: https://twitter.com/…tatus/1311234157499080706?s=21
11:54ağır kayıplarla mevzilerini terk ederek kaçtılar!
azerbaycan savunma bakanlığı:"ermenistan, terter kentine havan ve top atışlarıyla saldırıyor. ilk bilgilere göre isabet alan yerleşim yerleri ve yaralılar var" açıklamasını yaptı. daha sonra yapılan bir diğer açıklamada ise, "ermenistan 1. ordu komutanlığına bağlı 10. muhrip tümeni 7. muhrip alayının 2. taburunun askerleri ağır kayıplarla mevzilerini terk ederek kaçtı." ifadeleri kullanıldı.kaynak: milliyet.com.tr
11:54ermenistan savunma bakanlığı düşürülen su-25 uçağının görüntülerini paylaştı
https://twitter.com/…tatus/1311227795574530050?s=21
11:33rusya'nın "novıye izvestiya" gazetesi #iran'ın ermenistan'a askeri yardım yaptığını, rusya'nın da iran üzerinden 30'a yakın tank gönderdiğini yazdı
https://twitter.com/…tatus/1311222675805810690?s=21
buradan da iran’ın ermenistan’a silah gönderdiği güzergah açık bir şekilde görülebiliyor: https://twitter.com/…tatus/1311223471284924416?s=21
11:24azerbaycan savunma bakanlığı şimdiye kadar ermenistan'ın verdiği kayıpları açıkladı: https://twitter.com/…tatus/1311220308674830341?s=21
submitted by Mods_of_rTurkey to Turkey [link] [comments]

Dünden bugüne Covid-19

Daha fazla dayanamıyorum, her gün aklıma geliyor, insanlara anlatmak istiyorum, ama "Uff çok uzatıyosun.", "Eee olcak o kadar." dan öte bir tepki almıyorum. Olaylar umarım ilerlemez ama ben ilerledikçe eklemeye devam edeceğim.
Öncelikle şunu unutmamalıyız bu hastalığın şakası yok ve sağlıkçılar olmazsa devam edemeyiz. Fakat toplum bu insanlara da robotmuş gözüyle bakıyor. Sağlıkçılar arasında kronik rahatsızlığı olanlar olabilir, eline uygun teçhizat verilmemiş olabilirler, belki nöbetlerinin bilmem kaçıncı saatlerindeki kaçıncı hastaya bakıyorlardır. Bu yüzden mümkün olduğunca sağlıkçılara iyi davranmamız gerek.
Listeye başlamadan önce ufak bir hatırlatma daha yapmak istiyorum:
Covid-19 geçirmiş kişiler isterse immun plazma bağışı yapabilirler.

Sizlere sırasıyla hepimizin başımızdan geçen olayları haber, youtube, twitter veya ekşiden linklerle sıralamaya çalıştım, eksikler olabilir fakat belirtirseniz düzenleyebilirim. 10 Ocakla başlayalım:

• Covid-19 ile mücadele için 10 Ocak 2020'de Koronavirüs Bilim Kurulu oluşturuldu.

• Pandemi esnasında umreye gidip gelen kafile denetleme yapılmadan içeri alındı, Kyk yurtlarından öğrenciler gecenin bir yarısı apar topar dışarı atıldı, fakat umrecilerin bir kısmı öğrencilerin eğitim dönemi boyunca kaldıkları odalara "Şurada insan yaşar mı?" dedi. Hatta toplum sağlığını umursamayıp karantinadan kaçmaya çalışanları, isyan çıkarıp, polise tüküreni oldu.
-Olayların ufak bir özeti.

• Sağlık çalışanları için ülke genelinde saat 21.00 civarında üç gece moral alkışı yapıldı, fakat dördüncü gün bir sağlıkçı darp edildi. Yedi gün sonra 112 çalışanlarına şiddet uygulandı, cep telefonu ile kaydedildi.
• Doktor Mustafa Tamur tarafından Sağlıkta Şiddet yasasının gerekliliği üzerine yapılan ufak bir açıklama.
• Sağlık çalışanlarına şiddet uygulanmaya devam edildi:
-112 Ekibine saldırı.
-Darp edilen hemşire.
-Hastanede yangın çıkaran vatandaş.
• 7 Nisan 2020'de öne sürülen "Sağlıkta Şiddet" yasası AKP ve MHP tarafından reddedildi.
• Bir gün önce "Sağlıkta Şiddet" yasa önerisini reddeden AKP ve MHP 8 Nisan 2020'de yani olaydan bir gün sonra sağlıkta şiddet cezalarını arttırmaya yönelik teklifinde bulundu.
• 15 Nisan 2020 günü yeni Sağlıkta Şiddet yasası yürürlüğe girdi.
-Türk Tabipleri Birliği’nin yeni yasa ile ilgili değerlendirmesi.
-Yeni yasa ile ilgili başka bir yorum.

Güney Kore, Almanya gibi ülkeler pandeminin ilk dönemlerinde vatandaşlarına para ve kaynak yardımında bulundu. Halkına Covid-19 testi uyguladı.
-Bizim ülkemizde millet vekili çocuğu WhatsApp üzerinden test kiti siparişi aldı. Önce yalanladılar, sonra kabul ettiler. Pandemi öncesi 2002'den beri 8 defa vergi affı yapan sosyal devlet, halktan telefon ve televizyon yolu ile 10 tl para istedi, bu esnada Ahlat Köşkü, 14 yeni araç kiralama, İstanbul kanalı için ihale, yurttaşlarla hiç bir alakası olmayan Afrika Kalkınma Bankasına yardım gibi harcamalar durdurulabilir, salgınla mücadeleye ek kaynak sağlanabilirdi fakat geri adım atılmadı, sarayı bitirmek tercih edildi. Sadece bununla da kalınmadı ülkenin sağlık çalışanları için yeterli koruyucu ekipman bulunmadığı, test kiti olmadığı söylendiği dönemde devlet, İspanya, İtalya, Somali, Güney Afrikaya İsrail'e covid-19 yardımında bulundu, İngiltereye tıbbi ekipman satmaya çalıştı, ama İngiltere ekipmaları yetersiz bulduğu için kabul etmedi. Kaynak kıtsa neden böyle bir şey yapıldı? Yok, eğer kaynak fazlaysa yurttaştan toplanan vergilerle neden sağlıkçılar ortada bırakıldı, yurttaşa yardım edilmedi?
Sağlıkçıların yeterli ekipman bulamadığına dair haberler:

Yabancı ülkelerde sokağa çıkma yasağı düzgün uygulandı.
-Bizde ise iki günü kapsayan sokağa çıkma yasağı son anda duyuruldu bu da izdihama, hastalığın daha da yayılmasına sebep verdi. Video veya fotoğraflar sekmesine tek tek bakarsanız daha net bir tablo var. Belediyelere önceden haber verilmedi, sorumlu kişi istifa etmedi.

• Devletin sağlayacağını idda ettiği maske sevkiyatı 3 hafta sürdü, bu esnada da sevkiyat bir çok kişi için yarım yamalak geçti. Halka maske yetmiyorken, başka ülkelere Covid-19 yardımına devam etmenin yanı sıra, ambulans uçakla İsveç'den Çin'den hastalar getirildi, İsveç olayının kurmaca olduğu ortaya çıkarıldı.

Uyarılara rağmen Ayasofyanın açılışı önlemler kulak ardı edilerek, cuma namazı ile gerçekleştirildi. Hastalık bir çok insana bulaştı.
-Vekilin maskesiz videosu

Bayram için umursamaz davranıldı. Halktan kendi önlemini kendi alması istendi. İnsanlar şehirler arası dolaşarak hastalığın yayılmasına sebep oldu.

• Salgının başında halktan para isteyen devlet, salgının en güçsüz olması gereken Yaz sezonunda turizm işletmelerinin cebini doldurmak için tatil kredisi dağıttı, halkı tatile gitmeye teşvik etmek adına televizyonlada zorunlu reklamlar yayınlattı.

İşten çıkarmalar yasaklandı, işverenlere ücretsiz izin verme hakkı tanındı. Çalışanlar mağdur edildi. Kovulmadıkları için işsizlik maaşı da alamıyorlar.

• Bir çok ülkenin uçuşlarını kapadığı Rusya gibi salgının pik yaptığı yerlerden gelecek turistlere ülke kapıları ağızına kadar açıldı, Covid-19 test zorunluluğu olmadan, karantinasız, yalnızca ateş ölçülerek turistler ülkeye sokuldu.

• Salgın boyunca düğün, otogarda asker uğurlama ve cenaze törenlerine yönelik önlemlerin denetimi düzgün yapılmadı. Otogarlara ve cenazelere polis, bekçi yerleştirilebilir, düğün salonları kapatılabilirdi.

////31 Ağustos Giresun Mitingi////

30 Ağustos'un kutlanması salgın döneminde tehlikelidir diyenler, olayın ertesi günü 31 Ağustosta yapılan mitinge bir kısıtlama getirmemiş. Sağlık bakanının olayla ilgili açıklaması. Bu arada yanlış anlaşıma olmasın, pandemi süresince hiç bir bayram ve türevinin açıkta veya meydanlarda kutlanmasını desteklemiyorum, burada değinmek istediğim şey devletin çelişkili davranışıdır.
-Miting linkleri kalkarsa diye alternatif linkler:

• Türk Tabipler Birliği siyah kurdele ile yönetemiyorsunuz, ölüyoruz dövizleri ile yürüyüş yaparak farkındalık oluşturmaya çalıştılar, ama yürüyüşe izin verilmedi.

• Devlet Bahçeli, vaka sayılarında şeffaflık sağlayan, sağlıkçıların süreç içerisinde yaşadıkları problemleri dile getiren Türk Tabipler Birliği'nin kapatılması için çağırıda bulundu.
-Direkt twitter linkleri:
• Ekrem İmamoğlu, sağlık çalışanlarına motivasyon için spor tesislerinden ücretsiz faydalanma imkanı sundu.

• 17 Eylül 2020 Perşembe günü ülke geneli hastanelerde, devletin ihmalsizliklerinden dolayı vefat eden sağlık çalışanlarını anmak için saygı duruşu yapıldı.
-Diğer paylaşımlar:

Canan Kaftancıoğlu, sağlık bakanı Fahrettin Kocanın iddalarını yalanladı. Fahrettin Koca'nın iddalarının doğruluğu başka twitter hesapları tarafından da sorgulandı.

• 31 Ağustosta Giresunda miting yapan Recep Tayyip Erdoğan "Halkımız dikkat etmedi, tekrar işi sıkmak durumundayız." dedi.
-Canan Kaftancıoğlu'nun eleştrisi

Binali Yıldırım Covid-19'a yakalandı.

Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanı ile görüşmesi sonrası basın açıklaması yaptı.

• Kalp krizi geçiren sağlıkçının arkasından "Bize başka doktor bakamaz mı?" dediler. Olayla ilgili Tgrt haber yayını.

• 19 Eylül günü İzmir'de Türk Tabipleri Birliği #YönetemiyorsunuzTükeniyoruz dedi.

• Türk Tabipleri Birliği canlı yayında 6 Ay'ın değerlendirmesini yaptı. Raporun pdf'si.

• Covid-19 ile boğuşan Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sağlık çalışanları, silahlı çatışmada yaralanan hastanın yakınları tarafından linç edilmeye çalışıldı.

////EBA////

• 6 Aylık bir hazırlık süreci, ve Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un "Dünyanın en iyi dijital eğitim altyapısını kuruyoruz.", "Uzaktan eğitimde dünyadaki 3-5 ülkeden bir tanesi Türkiye." demesine rağmen uzaktan eğitim sistemi EBA ilk günden çöktü. Milli Eğitim Bakan sistemin çöküşünü “Bu olumlu bir haber” diyerek yorumladı. Nevşin Mengü'nün olayla ilgili tweeti.

• İki Bilim Kurulu üyesi Covid-19’a yakalandı.

10351 yeni sağlıkçı göreve başladı.

• İzmir'de bir sağlıkçıyı boğazından kesici aletle yaralayan saldırgana 20 yıl indirimsiz hapis cezası uygulandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği ziyaretinde bulundu. Basın toplantısından ufak bir kesit.

• AKP yönetimindeki Beykoz Belediyesi'nin covid-19 mücadelesi için açtığı ihaleyi 21 gün önceden açılmış bir şirket aldı.

Ruykat Aziz, Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü tüm sağlık çalışanlarına ithaf etti.

• Sağlık Bakanlığı, salgında canı pahasına çalışan sağlıkçılara %16-50 arasında bir zam yapılırken, hastane din görevlilerine %100 zam yapılacağını açıkladı.

Trabzon'da görev yapan doktor, bir hasta yakını tarafından "Çocuklarını yetim bırakmak istemem..." sözleriyle telefonundan ölümle tehdit edildi.

• Bingöl’de 112 ekibi, hasta yakınları tarafından saldırıya uğradı.

• Ek ödemelerine kesinti uygulandığı için hak talebinde bulunan sağlık çalışanları olaydan 3 ay sonra ifade vermeye çağırıldılar.

• Maske uyarısında bulunan bir çocuk darp edildi.

//////Hasta ve Vaka//////

-29 Eylül
Murat Emir, 10 Eylül 2020 günü Turkuaz tabloda açıklanan 1.521 pozitif veriler ile Sağlık Bakanlığı'nın kendi sistemi Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi 29.377 pozitif verilerinin arasında 20 katlık bir fark olduğunu açıkladı. 28 Temmuz 2020 gününe kadar "Vaka sayısı" verilen Turkuaz tabloda 29 Temmuz 2020 itibarı ile "Hasta sayısı" verilmeye başlandı.
Kemal Memişoğlu: Şunu ayırmamız lazım hasta kliniği olan kişi, vaka ise pozitif çıkan hastalığı bulaştırma riski olan veya hastalanma riski yüksek olan insan demek. Eğer semptomunuz olursa hasta oluyorsunuz.
-Silinirse diye ek kaynaklar:
-30 Eylül
• Fahrettin Koca, Murat Emir'in iddasını tarih belirtilmediği ve arayüz farklılığından ötürü yalanladı. Murat Emir tarihin belirtildiğini gösterdi.
Türk Tabipleri Birliği, Fahrettin Kocanın açıklaması ardından sürecin şeffaf yönetilmediğini, gerçeklerin saklandığını söyledi.
Nevşin Mengü'nün olay ile ilgili haberi.
Fahrettin Kocanın bu açıklaması dış basına da yansıdı:
-The Telegraph
-Financial Times
-1 Ekim
• Fahrettin Koca'nın iddalara yönelik tweeti. Silinmesi gibi bir durum için:
Bilelim ki, salgınla mücadele sürecinde, devletimiz, HALKININ SAĞLIĞI KADAR, ULUSAL ÇIKARLARINI DA korumaktadır. Çünkü salgın hayatın bütün alanlarını etkilemektedir. Mesuliyeti olmayan bazı kişilerin tenkitleri, fotoğrafın bir noktasına mercekle bakıp, leke aramaktan farksızdır.
İngiltere, Covid-19 vakalarının ulusal sağlık örgütlerinden farklı şekilde tanımlanmasından dolayı Türkiye'yi 'seyahat koridoru' listesinden çıkardığını belirtti.
• Murat Emir, 30 Ekim 2020 Fahrettin Koca'nın konuşmasının başında kullandığı ifade ve kendisine yönlendirilen soruya verdiği cevap sonucu "6 aylık yalan rüzgarı çökmüştür" dedi.
Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'yı "bilimsel kriterlere uyulmadığını itiraf etmiş oldu" diyerek istifaya davet etti.
• Türk Tabipleri birliği "Tıp biliminde Vaka ile Hasta aynı şeyi ifade eder."
• Doktor Şebnem Korur Fincancı "Vaka eşittir hasta." dedi.
-2 Ekim
Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama beklediğini belirtti.
________________________________
40.000 karakter sınırından dolayı, başka bir post ile devam etmek zorundayım. Sanırım verdiğim linklerle birlikte bu sınıra ulaşıldı. Postun devamı
submitted by ihatescho0l to svihs [link] [comments]

Filozof Serisi #4: Aristoteles

Aristoteles veya kısaca Aristo, Antik Yunanistan'da Klasik dönem aralığında yaşamını sürdürmüş olan Yunan filozof ve bilgedir.
Platon ile düşünce tarihinin en önemli filozoflarından biri olan Aristo, mantık, fizik, biyoloji, zooloji, astronomi, metafizik, etik, estetik, ruh, psikoloji, dilbilim, ekonomi, siyaset ve retorik gibi pek çok disiplinde çoğu o disiplinin kurucusu olan eserler vermiş, eserleri 16. ve 17. yüzyılda modern bilim gelişene kadar Avrupa ve İslam coğrafyasındaki bilimsel faaliyetin temelini oluşturmuştur.
Günümüzde kullanılan pek çok bilimsel terim ve araştırma metodu kendisine dayanan Aristo, tarih boyunca özgün felsefi düşüncelerin ve tartışmaların, bilimsel görüşlerin ve araştırmaların kaynağı olmuş ve olmaya daha devam etmektedir.
Hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir. Kuzey Yunanistan’daki antik Stagira şehrinde doğmuş, Makedon Kralı II. Filip‘in doktoru olan babası Nicomachus Aristo çocukken ölmüş ve Makedonya sarayında hocalar tarafından büyütülmüştür. 17-18 yaşlarında Atina ‘daki Platon'un Akademisine katılmış ve yirmi yıl kadar kadar orada kalmıştır (c. MÖ 347). Platon öldükten kısa zaman sonra, MÖ 343 ‘de Makedon II. Filip‘in isteğiyle Makedonya sarayında Büyük İskender‘e hocalık yapmıştır. Daha sonra Atina'ya dönüp Lyceum'da Platon'unki gibi bir okul kuran Aristo burada pek çok takipçi edinmiştir ve bugün kendisine atfedilen düşüncelerin çoğunu bu dönemde ürettiği düşünülmektedir.
Aristoteles ismiyle günümüze kalan eserlerin nasıl üretildiği veya toplandığı tam olarak bilinmemektedir, günümüze kalan metinlerin basılmak için hazırlanmış yazılardan çok, ders anlatımı için oluşturulmuş taslaklar ya da ders notları olduğu düşünülmektedir. Buna rağmen bu metinler Geç Antik Çağ, Orta Çağ, ve Rönesans, boyunca bilim pratiğini belirlemiş, örneğin astronomi hakkındaki iddiaları Kopernik'in, fizik hakkındaki düşünceleri Galileo ve Newton'un çalışmalarıyla aşılabilmiş, klasik mekanik, modern kimya ve biyoloji sistematik bilimler haline gelene kadar doğa ve hayvanlar hakkındaki görüşleri etkisini baskın biçimde sürdürmeye devam etmiştir. Mantıkla ilgili ilk biçimsel incelemeleri sunan Aristo, Frege'ye kadar mantıkla ilgili çalışmaların temelini oluşturmuştur. Bu eserlerinin en önemlileri arasında Metafizik, Kategoriler, Fizik, Nikomakhos'a Etik, Politik, Ruh Üzerine ve Poetika sayılabilir.
Helenistik dönemde diğer düşünce okulları kadar popüler olmasa da öğretilerini takip edenlerce fikirleri aktarılmış, Epikürcülük ve Stoacılık üzerinde çeşitli etkileri olmuştur. Ancak asıl etkisini Erken Hristiyanlığın Neo-Platonizminde, Orta Çağ'ın Hristiyanlık teolojisinde, İslam felsefesinde, ve Skolastik düşüncede gösteren Aristo, İslam düşünürleri tarafından "muallim-i evvel" yani "ilk öğretmen" olarak anılmış, Thomas Aquinas biricik örneğini teşkil ettiğini düşündüğü için ona sadece "filozof" demiş, Heidegger felsefede kavramın ancak Aristo ile kendisini bulduğunu iddia etmiştir. Felsefe tarihi boyunca neredeyse hiç gündemden düşmeyen Aristo, günümüzde özellikle metafizik ve etik alanlarında güncel tartışmalara katkıda bulunmaya devam etmektedir.

Hayatı

O dönemde gayet yaygın bir isim olan adının anlamı "en iyi amaç, gaye" olan Aristoteles'in hayatıyla ilgili bilgiler oldukça sınırlı ve Antik Çağ'dan günümüze kalan belgeler de oldukça spekülatif olan Aristo'nun MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya geldiği düşünülmektedir. MÖ 367 veya 366 'da 17-18 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine girmesiyle Platon'un en parlak öğrencilerinden biri olan Arito, Platon'un okulundayken okuma tutkusuyla tanındığı ve "okuyucu" lakabını edindiği söylenir. Helenistik dönemden önce felsefe daha çok karşılıklı konuşma ve tartışma biçiminde yapıldığı için Aristo'nun metinlere yönelmesi farklı bir etkinlik olarak görülmüş olabileceği gibi, bu lakap daha sonraki Aristo okurları tarafından Aristo'nun metinlerinin kendinden önceki filozoflara göndermelerle dolu olması nedeniyle verilmiş de olabilir. Bu dönemde hiçbiri günümüze bütünüyle kalmamış olan diyaloglarını yazmaya başladığı düşünülmüktedir.
Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademi'nin başına yeğeni Spevsippos geçmiştir, Aristo'nun Atina'dan ayrılmasına genellikle bu durum temel neden olarak gösterilse de o dönemde Makedonya'nın güçlenmesi ve diğer Yunan şehir devletlerini tehdit etmesi sonucu gelişen Makedon düşmanlığının da Atina'dan ayrılmasında etkili olduğu düşünülebilir. Ksenokratos'la beraber bulunduğu Assos kentinin tiranı Atarnevus'lu Hermias'ın yanına danışman olarak gider, bu sırada en önemli öğrencilerinden biri olan Theophrastus'la beraber özellikle Midilli adasında hayvanlar, bitkiler ve coğrafya hakkında pek çok gözlem, inceleme ve deney yaptığı, bu konulardaki metinlerini dolduran örneklerin çoğunu bu dönemde topladığı düşünülmektedir. Midilli'deyken Hermias'ın yeğeni ya da evlatlık kızı Püthias'la evlenir ve yine Püthias adında bir kızı olur.
343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Makedonya Kralı II. Filip'in sarayına danışman olarak gider, burada Filip'in oğlu İskender ve daha sonra ordusunda general, ve İskender öldükten sonra sırasıyla biri Yunan Yarımadasında diğeri Mısır'da kral olacak olan Cassender ve I. Ptolemaios'a hocalık yapar. Antik Çağ filozoflarının hayatlarıyla ilgili çoğu rivayete dayanan bilgilerden oluşan bir biyografi kitabı yazmış olan Diogenes Laertius, 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın öldürülünce Aristo'nun Delfi'de ona bir anıt yaptırdığını ve bu anıta onun anısına bir şiir yazdığını aktarır ve şiire de yer verir.]Aristo'nun Perslere karşı etnik ayrımcılık yaptığı, Yunanları Perslerden daha üstün gördüğü, öğrencilerine Yunanlara karşı iyi davranan fakat aynı düzeyde Perslere kötü davranan lider olmaları gerektiğini öğrettiği söylense de, ancak zaten Pers düşmanlığı ve "dostuna iyi, düşmanına kötü davran" normu Antik Yunan toplumunda Aristo'ya kadar en az iki yüzyıldır yaygın biçimde görülmektedir, ayrıca Aristo felsefesiyle öğrencilerinin liderlikleri arasında net bir örüntü görülmemekte, Aristo'nun bu dönemde seçkin öğrencilerine ne öğrettiği bilinmemektedir.
Filip'in ölümüyle MÖ 335 yılında İskender Makedonya Kralı olduğunda Aristoteles Atina'ya dönüp daha öncesinde de felsefe amacıyla kullanılmış bir yer olan Atina kent merkezine yakın Lükeion'da kendine ait bir felsefe okulu kurar ve takipçilerine ya (rivayete göre) Aristo öğrencileriyle dolaşarak tartıştığı için ya da bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri olan mimarinin adından dolayısıyla Peripatetikler denmiştir (bu isim hem "etrafında yürüyenler" hem de "bir alanı çevreleyen mimari yapı" anlamına gelebilir). Burada on iki sene ders veren Aristo eşi Püthias ölünce Herpüllis'le evlenir ve Nikomakhos adında bir oğlu olur. Günümüze kalan metinlerinin çok büyük ihtimalle bu dönemde Aristo ya da öğrencileri tarafından yaptıkları tartışmalara dair notlar olduğu ve okul dışında paylaşılmadığı düşünülmektedir.
MÖ 323'te Büyük İskender'in ölmesi sonrası Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası oluşunca Makedon olan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye sığınır. Ertesi yıl MÖ 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.

Yapıtları

Aristoteles'in yazıları iki kümeye ayrılır: 1. Aristoteles tarafından yayımlanan ancak bugün kaybolmuş yazılar, 2. Aristoteles tarafından yayımlanmamış, hatta yayına yönelik hazırlanmamış fakat muhafaza edilmiş olan yazılar.

Kaybolan Yapıtları

İlk kısım yazılar, "dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak, yani ἐξοτερικά terimini Aristoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanmıştır. Bu yapıtlar, diğer birçok Antik Çağ metni gibi Milât'ı izleyen ilk asırlarda kaybolmuş ve günümüze yalnızca başka yazarların alıntılarından kalan parçalar ulaşmıştır. Bu yapıtlar konu ve işleniş itibarıyla Platon'unkilere benzer biçimde diyalog olarak yazılmıştır. Cicero, Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken çok büyük ihtimalle bu yapıtlara göndermede bulunmaktadır çünkü bizim elimize ulaşan diğer türdeki metinler dil ve biçim açısından vasat, daha çok konuşma diline yakın metinlerdir. Bu metinler büyük ölçüde Platoncu temaları geliştirmekte, hatta bazen Platon'un çalışmalarıyla aynı doğrultuda daha öteye giden iddialar sunmaktadır (Bu çizgide, örneğin Evdemos diyalogunda, ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip, Tyrrhen korsanlarının tutsaklarını bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetir). Fakat genel olarak bu yayımlanan metinlerin hiçbiri elimize ulaşan metinlerdeki kadar güçlü argümanlar vermemekte, daha çok genel geçer toplumsal normları ve Platon'u doğrular görünmektedir.
Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde ise (örneğin Ruh Üzerine'de) Platon'u ve ondan sonra gelen Platoncuları eleştirdiğini çok net görebiliriz. Dahası pek çok noktada Platon'la çok temel görüş ayrılıklarına sahip olan Aristo, pek çok başka açıdan da genelgeçer toplumsal kanılarla oldukça zıtlaşmaktadır. Bu durum felsefe tarihçilerini Aristo'nun nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili çeşitli iddialara götürmüştür. Kimileri Aristo'nun yayımladığı diyaloglarını Platon'un okulundayken yazdığını, bu nedenle Platon'un iddialarını savunan metinler ürettiğini, ancak kendi özgün düşüncelerini daha sonra geliştirdiğini iddia etmektedir. Fakat öte yandan Aristo'nun toplumsal alanda görünürlükle filozoflar arası yapılan tartışmaların düzeyi arasında bir ayrım gördüğünü, dolayısıyla yayımladığı eserlerin felsefe bilmeyen insanlara yönelik olduğu için öyle yazıldığını, okulunda yakın öğrencileriyle beraber çok daha farklı bir tartışma pratiği benimsediğini iddia edenler de bulunmaktadır.[15] Bu günümüze ulaşamayan yayımlanmış yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos ya da Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde), Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğimiz bir tür "tutum ibrazı" yazısı), Protreptik (felsefî hayata teşvik), Gryllos ya da Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı), Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada görülebilir), Asalet Üzerine ve Şölen.

Korunan Yapıtları

İkinci küme Aristoteles'in büyük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan oluşsa da bu konuyla ilgili kesin bir bilgi yoktur. Bu yapıtlardan esoterik (içrek) bazen de akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) yapıtlar olarak bahsedenler bulunmaktadır. Antik Çağ'dan itibaren bu metinlerin nasıl korunduğu üzerine romansı bir anlatı yayılmıştır. Bu hikâyenin gerçekliğiyle ilgili hiçbir kanıt bulunmadığı, dahası tam tersi yönde pek çok kanıt olduğu halde, bu hikâye tarihteki en önemli Aristoculardan biri olan Afrodisyanlı İskender tarafından aktarıldığı için pek çok tarihçiyi düşündürmektedir. Afrodisyanlı İskender'in MS 2. yüzyılda aktardığı hikâyeye göre Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri metinleri Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden korumak amacıyla Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler, uzun zaman sonra, MÖ birinci yüzyılda, bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar, Apellikon bunları Atina'ya götürmiş, son olarak Mithridates'le savaştığı sırada Roma imparatoru Sulla Atina'daki kitaplığı ele geçirip Roma'ya taşımış. Orada da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son yöneticisi Rodoslu Andronikos MÖ 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Dahası, bu metinlerin kendilerinin Aristotales öldükten sonra öğrencileri tarafından onun öğretilerini bir okul müfredatı formatına getirme çabası sonucu üretilmiş olması da mümkün. Her hâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı Andronikos’unki. Belki de bu nedenle Aristoteles’in yapıtları bu dönemden yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, daha etkili olmaya başlamış olabilir. Fakat bu döneme kadar Aristoteles'in takipçileri kaybolmamışlar, sadece Epikürcüler, Stoacılar ve Şüpheciler kadar baskın olmamış, onlar kadar önemli görülmemişlerdir.
Buradan çıkan önemli bir sonuç "metafizik" gibi metinlerin isimlerinin daha sonradan Aristo'nun takipçileri tarafından üretilen isimler olmaları, dahası metinlerin sırasının, mantıksal akışının, ve pek çok argümanın yerinin de yine Aristo'nun takipçileri tarafından düzenlenmiş olması. Metinlerin ne kadarının Aristo'nun özgün fikirleri olduğunu bilmediğimiz gibi bize Aristo'nun adı altında ulaşan metinlerdeki iddiaların ne kadarından Aristo'nun haberdar olduğunu da bilmiyoruz. Bu durum birbirinden oldukça farklı konularda pek çok felsefi teori ortaya atan Aristoteles metinlerinin bütünlüğünün yorumlanması ve tartışılması konusunda oldukça büyük problemler yaratmış, tarih boyunca Aristoteles'in metinlerine yazılan şerhler felsefe tarihi üretiminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Öte yandan, Andronikos’un metinleri hem mantıksal, hem de didaktik kaygılar güden bir düzene oturttuğunu görüyoruz (örneğin mantığın, bilimsel incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi). Dahası konu bakımından da dilin doğru kullanımına dair normatif kurallarla başlayan Aristo külliyatı fizik, anatomi, hayvanlar, metafizik, etik ve retorik sırasıyla ilerlemektedir ki bu da eğitimin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili önemli fikirler vermektedir. Fakat Aristoteles metinlerine verilen bu sistematik biçimin Aristoteles tarafından ne kadar düşünüldüğü ya da savunulduğu tartışmaya açıktır. Dahası, Orta Çağ'da Aristoteles adıyla toplanan metinler temel bilim faaliyeti haline geldiğinde eklemeler, çıkarmalar ve formal değişiklikler artmış olmalıdır.

Corpus Aristotelicum

Aristoteles'e Atfedilen Metinler

Günümüzde Aristo'nun metinlerine referans vermek için 19. yüzyılda August Immanuel Bekker tarafından hazırlanmış olan toplu basımın paragraf sayıları kullanılmaktadır. Bu metinlerden Aristo'ya ait olmadığı kanıtlanmış olanların üstü çizilmiştir, bir tek Atinalıların Devleti adlı metin 1890'da arkeolojik kazılarda bulunan bir papirüs sayesinde ortaya çıktığı için bu basımda yer almamaktadır.

Teorik Felsefe

Aristoteles felsefe pratiğini üç bölüme ayırmıştır: teorik, pratik ve teolojik. Teorik felsefe dilin doğru kullanımları, mantık, doğa felsefesi, fizik, kozmoloji, biyoloji, gibi konuları ele alır. Pratik felsefe ise arzular, etik, devlet, erdemler, davranışlar, mutlu yaşam gibi konuları ele alır. Teoloji ise varlığın temellerinin, şeylerin özünün, gerçekliğin kendisinin yani Tanrının araştırılmasıdır. Teorik felsefeyle ilgili metinlerini çok geniş anlamıyla mantık, doğa felsefesi ve metafizik olarak alt başlıklara ayırabiliriz.

Mantık

Orta Çağ'da verildiği Latince adıyla "alet" yani Organon bölümü Aristoteles'in en önemli ve en etkili bölümlerinden biridir, örneğin Kant çok tartışmalı bir iddia olsa da Aristoteles'in bu eserinden kendi zamanına dek mantıkta hiçbir değişme ve gelişme olmadığını iddia etmiştir. Altı bölümden oluşan bu eser modern anlamda mantık olarak adlandırdığımız incelemeden çok daha fazlasını içerir. İlk bölüm yüklemler ya da daha popüler ismiyle kategoriler adlandırma üzerine dilin genel işleyiş biçimine dair iddialarla başlar. "Kategoria" Antik Yunancada iddia etmek, yargılamak, atfetmek, yüklemlendirmek anlamlarına gelir ve Aristo bu kelimeyi şeylere hangi kelimelerin nasıl atfedildiğini açıklamak için kullanılır. Aristo felsefesinin genel yapısını anlamak için çok önemli olan bu bölümde bahsedilen töz kavramıyla Metafizik kitabında töz hakkında verilen inceleme arasındaki ilişki yoruma açıktır.
Günümüze kadar gelen kategori kelimesi bugünkü anlamını Aristo'nun meşhur listesinden alır. Bu liste Aristo'ya göre bir şeyin kaç farklı şekilde adlandırılabileceğine dair bir ayrım yapar, günümüzde bu başlıkların her birinin farklı bir kategori olduğunu söylüyoruz. Bu kategoriler töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, konum, durum, etki ve etkilenim olmak üzere on tanedir, fakat yapılan ayrımın ne hakkında olduğu tartışma konusudur. Kimisi bu ayrımın ontolojik temelleri olduğunu söylerken kimisi Aristo'nun bu noktada sadece bir dilbilgisi analizi yaptığını iddia etmektedir. Töz varlığın temelini oluşturur, kendi kendisine var olan varlıktır, başka bir şeyde var olmaz, diğer bütün kategoriler tözlerde varolurlar. Hemen ardından birincil tözler ve ikincil tözler ayrımı yapan Aristo ikincil tözlerin tümeller olduğunu, tümellerin çok sayıda nesneye atfedilebilir olduğunu söyler. Örneğin "Sokrates" birincil bir tözdür, kendi kendisine var olur ve başka bir şeyde var olmaz. Ancak "İnsan" ikincil bir tözdür, tekil tözler var olmadan ikincil tözler var olamazlar, eğer dünyada hiç insan yoksa insan tümelinin de varlığından bahsedemeyiz, ancak bir tane bile insan olması "insan" tümelinin var olmasına yeterlidir.
Yorum Üzerine kitabında kategorilerdeki incelemenin bir adım daha ötesine giderek önermeler, isimler ve filler, değilleme, tümel ve tikel önermeler ve gelecekle ilgili olasılık içeren önermelerle ilgili bir tartışmaya girer. Günümüzde tümel ve tikel yargıları inceleyen mantık alanının adını niceleme mantığı olmasının nedeni Aristo'nun tümel ve tikel olmanın önermelerin niceliği olduğunu iddia etmesinden gelir ve modern mantık büyük oranda Aristoteles'in iddiaları üzerine kuruludur, modern niceleme mantığı 1879 yılında Gottlob Frege'nin Aristotelesçi mantık yerine yeni bir mantık sistemi ortaya atmasıyla doğmuştur.
Felsefi açıdan bu kitabın en ünlü kısmı "gelecekteki rastlantılar problemiyle" ilgili deniz savaşı örneğinin verildiği kısımdır. Aristo eğer "yarın bir deniz savaşı olacak" dersem ve yarın bir deniz savaşı olursa bu cümlem doğrudur der. Fakat eğer bugün deniz savaşı olduğuna göre cümlem dün söylediğimde de doğruydu dersek o zaman 10.000 yıl ve bir gün önce söylense de doğru olurdu, o zaman da bu cümle bugünden önce ne zaman söylense doğru olur, bugün deniz savaşı olmaması imkansız olurdu. Dolayısıyla gelecekle ilgili iddiaların doğruluk değerini söyleyebilmemiz için olayın olması gerekir, öbür türlü her şey zorunlu olarak olmak zorunda kalır, o zaman da etik değerlerin ya da sorumlulukların hiçbir anlamı olmaz. Nedensellik açısından olmasa da bir çeşit mantıksal determinizmi reddeden Aristo'nun bu iddiaları determinizmin Tanrı'nın her şeyi belirlemesi bağlamında Hıristiyanlıkta ve İslam'da, ya da bütün olayların belirli bir nedenle olduğu üzerine kurulu modern determinizmde (Leibniz) tartışma konusu olmuştur.
Antik Yunanca analitik kelimesi "çözmek" (hem mesela bir ipi çözmek, hem de mesela suda çözmek) anlamına gelmektedir. Birincil Analitik (ya da birincil çözümlemeler) hemen ardından genel İkincil Analitikle (ya da ikincil çözümlemeler) beraber düşünüldüğünde geçerli çıkarımlarla ilgili bir teori sunmaktadır. Bu en genel anlamıyla doğru cümlelerden doğru cümlelere ulaşabilmemizi sağlayan bir söylem oluşturma biçimidir. Birincil analitik yorum üzerine kitabında yapılan cümlelerin parçalarının ve niceliklerinin (tümel, tikel) incelemesi üstünden temel bir çıkarım yapma biçimi (tasım) olarak "silojism" incelemesini üretir, "silojism" Antik Yunanca "birlikte-söylem" demektir, yani kabaca beraber söylenen cümlelerin incelenmesidir. Basitçe bir silojism/tasım/çıkarım üç cümleden oluşur, her cümle iki parçadan oluşur, ilk iki cümlenin bir parçası ortaktır ve Aristo bu ortak elemana "orta terim" adını verir, üçüncü cümlede orta terim yer almaz, yalnızca birinci ve ikinci cümlenin diğer bölümleri yer alır. Örneğin: 1. Bütün yaşayan insanlar canlıdır, 2. Sokrates yaşayan bir insandır, 3. Sokrates canlıdır. Burada "yaşayan insanlar" orta terimken, "Sokrates" ve "canlı" üçüncü cümlededir, dolayısıyla ilk iki cümleden üçüncü cümleyi çıkarmış oluruz. Aristo'nun gelecekle ilgili önermelerle ilgili argümanı gelecekle ilgili iddialarımızda bu orta terim ile bir çıkarım yapamayacağımızdır.
Pek çok çıkarım biçimini inceleyen Aristo çıkarımların genel yapılarını da kategorize ederek doğru cümlelerden doğru cümleler çıkarılabilmesi için uyulması gereken kuralların soyut genel yapısını birincil analitikte verdikten sonra İkincil Analitik'te bilimsel bilginin üretilmesi sürecinde maddeden bahsederken nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğinin araştırmasına girişir. Birincil analitikte bahsedilen çıkarımlar geneldir, fakat maddelerin özelliklerine göre bu çıkarımların doğruluk değerleri değişebilir. Dolayısıyla Aristo'ya göre bilimsel faaliyette çıkarımlar gösterimlerden yani belirli ilkelerden formal mantık kurallarıyla sonuçlara ulaşılan ispat süreçlerinden oluşur. İspatın başladığı ilkeler daha önceden ispatlanmış ya da birincil ilkeler yani ispatlanamayan fakat kendi kendilerine doğru ilkelerden oluşmalıdır. İspat süreci dairesel olmamalıdır, yani sonuçlar çıkarıldıkları temel ilkeleri ispatlamamalıdır, ki bu açıdan Aristo mantıksal olarak bilimsel bilginin temelleri olması gerektiğini savunur. Ayrıca bir ispattaki bütün adımların zorunlu, genel ve ebedi doğrular olması gerektiğini savunan Aristo bir iddianın sadece doğruluğunu değil neden doğru olduğunu da ispatlayan, negatif değil pozitif bir iddiayı ispatlayan ve "yanlışa indirgeme" metoduyla değil de öncüllerden direk yapılan çıkarımlarla gösterilen ispatların daha iyi olduğunu savunur. Diğer çıkarım biçimleri de doğrudur fakat Aristo'ya göre bilgimizi asıl geliştiren bu biçimde yapılan çıkarımlardır.
İkincil analitikte iddia edilen biçimle yapılan çıkarımların sonucuna apodiktik yani zorunlu ve kesin doğrular derken, eğer öncüler kesin değilse ulaşılan sonuçlara diyalektik yani tartışmalı diyen Aristo, Topikler (ya da yaygın düşünceler) kitabında bu tarz çıkarımların yapısını incelerken, yapı ve içerik itibarıyla doğru görünen fakat doğru olmayan çıkarımları ise sofistçe olarak adlandırır ve sofistlerin çürütülmesi kitabı bu tarz çıkarımları inceler. Sadece cümlelerin doğruluk ilişkilerinin soyut yapılarını değil kelimelerin içeriklerinin bu doğruluk yapılarıyla ilişkisini de inceleyen Aristo retorikle ilgili pek çok konuya da girdiği bu metinlerinde tümevarım ve tümdengelimin ilk bilimsel analizlerini vermiş, iddiları günümüze kadar oldukça etkili olmuştur. Örneğin 19. yüzyılda yaşamış matematikçi ve mantıkçı George Boole'un Aristoteles'ten yola çıkarak geliştirdiği sembolik mantık sistemi (ki Boole'un geliştirdiği sistem Aristoteles'i çürütmemektedir), günümüzde bilgisayar donanımlarının temel kurulum yapısını oluşturmaktadır.

Fizik

"Fizik" yani doğa Aristo'ya göre bir şeyin kendisinde yani özünde bulunan hareket etme ve sabit durabilme ilkesi veya nedenidir. Yani bir şeyin doğası onun kendinde sahip olduğu haliyle o şeyi harekete geçiren ya da durduran neden ya da ilkedir. Aristo doğasından bahsedebileceğimiz şeylerin üç kategoride, madde, form ve bunların birleşiminden oluşan varlıklar olabileceğini söyler. Bir doğaya sahip olan varlıkları yapay (yani insan yapımı) şeylerle karşılaştıran Aristo şu örneği verir: örneğin ağaçtan yapılmış bir yatağı alıp toprağa ekersek yatağı oluşturan ağaç parçalarından dallar ve yapraklar çıkarak ağaca dönüşebilir ancak yatak hiçbir zaman başka bir dönüşüm geçirerek hareketini devam ettiremez, çünkü odunlar kendi içlerinde doğalarının özünde bulunan hareket ilkesine sahipken yatak kendisini ortaya çıkaran hareketin nedenine veya ilkesine kendisinde sahip değildir, yatağı ortaya çıkarak hareketin ilkesi o yatağı yapan insandadır.
Aristo hareketin oluşumunda bu hareketten "sorumlu" dört farklı neden olduğunu öne sürer. Aristo'nun neden için kullandığı kelime aitia Antik Yunanca "sorumlu olmak" anlamına gelir. Bu dört neden madde, form, etki ve sonuç (ya da amaç) olarak incelenirler. Örneğin bir heykel mermerden yapılmışsa mermer o heykelin maddesinden sorumludur, yani maddi nedenidir. Aynı şekilde heykel Athena heykeliyse Athena'nın biçimi heykelin formundan sorumludur. Heykeltıraş'ın heykeli yapmak için heykele uyguladığı etki heykelin ortaya çıkmasından sorumludur, fakat Aristo aynı şeyin birden farklı nedenden sorumlu olabileceğini söyler, örneğin Athena heykelinin biçimi hem onun formel nedenidir, hem de sonucu, yani heykelin Athena heykeli olmasını sağlayan amaçtır. Dahası iki şey birbirinden sorumlu da olabilirler, örneğin sağlıklı olabilmek için spor yapan bir insanın eyleminin sonucu yani eyleminden sorumlu olan amaç sağlıklı olmaktır, fakat bu insanın sağlıklı olmasından sorumlu olan da spor yapmaktır. Dolayısıyla Aristoteles'in nedensellik anlayışı aslında bir çeşit hareketten neyin sorumlu olduğunun analizidir ve Aristo'ya göre bir olayda dört nedene de açıklık getirilmelidir.
Aristo bir değişimin ancak sahip olunan bir potansiyelin fiilen gerçekleşmesiyle olabileceğini söyler, örneğin sonsuzluk ancak potansiyel olarak vardır fakat fiilen hiçbir şey sonsuz değildir. Bu şekilde Zenon paradokslarına da çözüm getirmiş olur, Zenon paradoksları kabaca ifade edersek hareket diye bir şeyin gerçekten varolmadığını çünkü bir şeyin hareket edebilmesi için sonsuz bir mesafe katetmesi gerektiğini söyler: örneğin bir ok hedefe varabilmek için yolun yarısına varmalı, yolun yarısına varmak için yolun dörtte birine varmalıdır ve bu sonsuza kadar gider dolayısıyla hareket gerçekten var olamaz. Aristo'ya göre bir uzaklık ancak potansiyel olarak sonsuza bölünebilir ancak fiilen alınan yol hiçbir zaman sonsuz değildir, dolayısıyla da hareket çelişkili değildir.
Platon'un Timaeus'ta iddia ettiği üzere zamanın bir başlangıcı olduğu fikrine karşı çıkan Aristo eğer zamanın bir başlangıç anından bahsedebiliyorsak o başlangıç anının öncesinden de bahsedebiliriz dolayısıyla zaman ezeli ve ebedi olmalıdır, aynı şekilde hareket de zamanla beraber ezeli ve ebedi olmalıdır. Fiilen var olan hiçbir şeyin sonsuz bir faaliyete sahip olmadığı için evrendeki sonsuz zamanda gelişen bu sonsuz hareketi yaratan bir birincil hareket ettirici olması gerektiği sonucuna varan Aristo bu sonsuz hareket ettiricinin sonsuz faaliyeti gerçekleştirdiğine göre bütün potansiyellerinin gerçekleşmiş olması gerektiğini, dolayısıyla da maddeden bağımsız olarak ezeli ve ebedi bir faaliyet olarak var olması gerektiğini söyler ve Metafizik kitabında açıkça bu birincil hareket ettiricinin Tanrı olduğu sonucuna varır.

Metafizik

Aristoteles'in Metafizik adlı eserinin isminin kendisinin sonra gelen takipçileri tarafından konulduğu, ve büyük ihtimalle Aristoteles'in öğretilerinin öğretildiği müfredatta "Fizik"ten sonra geldiği için "Fizikten Sonra" anlamına gelen "τὰ μετὰ τὰ φυσικά" (ta meta ta püsika) adının verildiği düşünülmektedir. Ancak Antik Yunanca meta kelimesi hem "sonra" hem de "ötesinde" anlamlarına geldiği için zaman içerisinde isim içerikle uyumlu olduğu yönünde yönünde yorumlanmıştır. Bu eserinde Aristo birincil ilkeleri, tözü, varlığı varlık olarak inceleyeceğini söyler, yani varlıkları başka nedenlerle rastlantısal olarak sahip oldukları özelliklerle değil, varlık olmalarıyla sahip oldukları özellikleri araştırmaktadır. Nedensellik, Tanrı, töz, faaliyet ve potansiyel, madde ve form gibi pek çok konuda detaylı argümanlar veren Aristo felsefe tarihinin en etkili metinlerinden birini oluşturmakla kalmamış, Kantın deyimiyle "bir zamanlar bilimlerin kraliçesi olan" metafizik adlı araştırma alanına bizzat ismini vermiştir.
Aristoteles'in Metafizik kitabının en ünlü cümlelerinden birisi, pek çok farklı şekilde yorumlanabilecek olan "varlığın farklı faklı söylendiği" iddiasıdır. Metafizik kitabının temel amacı varlığı varlık olarak incelemek olduğu için Aristo varlığın farklı anlamlarda kullanıldığı, dolayısıyla bu anlamların açıklaması gerektiğini söyler. Aristo'ya göre en temel anlamıyla varlık tözdür ve Aristoteles'in töz için kullandığı Antik Yunanca kelime "ousia" soyur anlamda "varlık" anlamına gelir, ancak Aristo'ya göre bütün varlıklar töz değildir, yalnızca canlı varlıklar tözdür çünkü ancak canlı varlıklardan bahsederken gerçekten var olan tözlerden bahsedebiliriz. Bunun nedeni tözlerin madde ve formdan oluşmalarıdır, form tözün özünü oluştururken, madde bu formun hareketini ve değişimini sağlar, madde ve formun bir bütünlük halinde var olduğu tek varlıklar canlılardır. Örneğin insan üretimi nesneler formlarını insanların onlara verdiği dışsal bir etki sonucu alırlar, oysa canlılar formlarını kendi özlerinde sahip oldukları özelliklerle kazanırlar. Doğa ise bir bütün olarak formunu Tanrı tarafından almaktadır, yani bütün doğa olayları Tanrı'nın etkisiyle harekete geçerek varoluşlarının biçimini kazanırlar, canlılar ise kendi hareketlerini kendileri belirlerler. Aristo'ya göre madde belirsizdir, var olan her form maddenin aldığı bir biçim olduğu için maddenin kendi biçimini bilemeyiz, ancak aldığı formu bilebiliriz. Dolayısıyla Aristo'nun form anlayışı var olan şeylerin hareketliliklerinde geçirdikleri evreler ve bu evrelerde kazandıkları işlevlerdir, Aristo canlıların formlarını yaşamsal işlevleri üzerinden inceler ve canlılıklarını oluşturan özleri canlılıklarını sağlayan işlevler üzerinden tanımlar.
Aristoya göre iki çaşit faaliyet vardır, birincil faaliyet olmayan bir şeyin ortaya çıkması, meydana gelmesi anlamındadır, örneğin insanlar potansiyel olarak yeni bir çocuk yapma kapasitesi sahipken bir çocuk yaptıklarında çocuğun dünyaya gelmesi birincil anlamda potansiyelin faaliyete geçmesidir. Fakat çocuğun sahip olduğu görmek, duymak, anlamak gibi potansiyellerini faaliyete geçirmesi ve yaşamını sürdürmesi ikincil faaliyettir. Dahası, örneğin matematik öğrenmek birincil faaliyettir, fakat matematik kullanarak problem çözmek ikincil faaliyettir. Aristoteles'e göre maddeye formunu veren ve onu harekete geçiren maddeden arınmış temel bir neden olması gerekir ki madde sonsuz hareketine devam edebilsin, bu şeyin saf ikincil faaliyet halinde kendisinin bütün potansiyellerini gerçekleştiren bir töz olması gerekir, bir tane olması gerekir ki doğanın uyumu ve güzelliği oluşa bilsin, bu şey mükemmel olmalıdır, dolayısıyla hiç değişim geçirmemelidir, değişim geçirmediğine göre dışardan etkilenemez dolayısıyla sadece kendi kendisi düşünmelidir, aynı şekilde kendisi hareket edemez, fakat bütün hareketin nedeni olmalıdır, elbette ki bu maddeden bağımsız bütün evrene uyumunu, güzellini ve düzenini veren mükemmel mutlak ikincil faaliyette yalnız kendi kendisini hiç değişmeden düşünen bir ve tek hareket etmeyen hareket ettirici yalnızca Tanrı olabilir.
Aristo'ya göre Tanrı evrene dair bütün nedenleri kendi içinde barındırır, dolayısıyla evrenin hem formal, hem etkisel hem de amaçsal yani sonucundan sorumlu nedendir. Örneğin canlıların neden türler halinde yeni nesiller doğurduklarına verdiği cevap birey olarak ölümlü oldukları için yaşamsal türsel olarak devam ettirerek Tanrı'ya benzemeye çalışmalarıdır der. Benzer şekilde Can Üzerine kitabında akla bilme faaliyetini veren ikincil faaliyetin tam da tanrının özelliklerine sahip biçimde ezeli ve ebedi, maddeden bağımsız ve evrensel olması gerektiğini söyler. Fakat bu konuda Aristo'nun tam olarak nasıl bir iddiası olduğu, Tanrı ve insan aklı arasında nasıl bir ilişki kurduğu kısmı tartışmalıdır
submitted by okkboomerrrr to AteistTurk [link] [comments]

Faşizm ve Monarşi Türleri Üzerine

Faşizm ve monarşinin değişik türleri vardır bunlar dünyanın çeşitli dönemlerinde çıkmış ve uygulanmış yönetim biçimleridir.
-MONARŞİ-
Monarşi kendi içinde kabaca ikiye ayrılır elbette bu dallar içeri doğru açılırlar fakat kabaca 2 dalı vardır
•Antik Monarşi
Tüm toplumlar, tarihlerinin şu veya bu evresinde monarşiyi yaşamış ve ona kutsal bir nitelik vermiştir. Her eylemin bir ayin görünümüne büründüğü kalıcı bir dini ortam içinde yaşanılan bir dünyada, kral, ancak tanrının (İbranilerde) veya tanrıların seçtiği bir kişi, hatta mısır firavunları gibi tanrının kendisi de olabilirdi. Monarşilerin bu ağırlıklı dini niteliği bu yönetim biçiminin ortadan kalkmasından sonra bile varlığını korudu: Mesela, Atina'da demokratik dönem içinde, yargıç kral, sitenin tüm dini hayatını denetimi altında tutuyordu. Tanrılar ve insanlar arasında aracılık görevini üstlenen hükümdar, kendisini destekleyenlerin ve iktidarını kabul ettirmek için gerekli olan kişilerin gücünün, kendi iktidarını sınırladığını görüyordu. Mısır'da kral, defalarca rahiplerin engellemesiyle karşılaştı ve onlarla uzlaşmak zorunda kaldı; yine mikenai dönemi Yunanistan'ında krallık gücü, ayrıntılı ve bürokratik bir saray yönetimine dayanıyordu. Kral, aynı zamanda ordunun başıydı ve savaşlarda kendine eşlik eden savaşçılar sınıfını göz önünde bulundurmak zorundaydı. Monarşilerin en mutlak nitelik kazandığı ve en uzun süre varlığını koruduğu bölgeler, tarımın sulamaya dayandığı ve karmaşık bir örgütlenme gerektirdiğiyerlerdi (NilVadisi ve mezopotamya deltası). Atina, Sparta veya Roma gibi başka yerlerde, oligarşi kısa süre içinde kralın yetkisi yerine kendi yetkisini kabul ettirdi. Bununla birlikte, İskender'in fethi sonucunda, Yunanistan'da doğu monarşilerinin kutsal niteliğinden geniş ölçüde esinlenen bir monarşi türü ortaya çıktı.
•Modern Monarşi
Kıta Avrupası'nda monarşi, Fransız İhtilali'ne kadar sürmüştür. 1789 Fransız İhtilalinden günümüze kadar olan süreçte modern devlet anlayışının ikinci aşaması yaşanmıştır. Bu aşamada egemenlik topluma verilmiştir. Egemenliğin yetkilerinin sınırlı olarak kullanılması gerektiğinin düşünülmesi gibi gelişmelerin yaşanmasının ardından, mutlak egemenlikten farklı olarak sınırlı bir egemenlik ortaya çıkmıştır. Egemenliğin sınırlandırıldığı dönemin siyasal iktidar tipi ulus devlet olmuştur. Rönesans'ın etkisiyle 16. yy başlarından itibaren toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel ölçüleri değişikliğe uğramaya başlamıştır. Bu dönemde kent uygarlığının gelişmesi ve açık ekonomi düzenine geçilmesiyle sermaye, ulusal alanda ağırlığını daha fazla duyurmuştu. Burjuvazi sınıfı, niteliğini değiştirme ve üretken bir sınıf olma yolunda ilerlemekteydi. Ticarete ve el sanatlarına dayalı sermaye, giderek artış göstermekteydi. Ticaret burjuvazisinin korunması gerektiğini düşünen dönemin kralları, ticareti içte ve dışta korumaya yönelik önlemler alma yoluna girdiler. Ekonomiye egemen olan burjuvazi sınıfı, tüm yetkilerin kralda toplanmasıyla kazancını her bakımdan garantiye alabilecekleri düşüncesini taşımaktaydılar. Ayrıca kilise de kralın yönetimine girdi ve yönetimdeki ağırlığı ciddi oranda bir kayba uğramış oldu. Burada krallığın burjuvazi sınıfıyla kolaylıkla uyuşmasının bir nedeni de soylularla olan ve kökleri tarihte çok eskilere dayanan bir anlaşmazlık içinde oluşlarıdır. Krallar ve soylular tüm tarih boyunca birbirlerinin yetkilerini sınırlandırmak için uğraş vermişlerdir. Bu iki taraf arasındaki çatışmanın bir örneği de Magna Carta olarak gösterilebilir. "Özgürlük" terimi burjuvazi sınıfının temel statüsü haline gelecektir. Yeni dönem hukuku, genellik ve kesinlik karakterine sahip "modern" bir hukuk olacaktır. Niccolò Machiavelli'ye göre; ahlakın kökenini toplum oluşturmaktadır. İnsanı evrensel bencil olarak tanımlamaktadır. Prensi ahlak dışı tutar ve toplumda düzeni sağlayacağına inanır. Ahlakın temel ilkesinin sevgi olduğu görüşündedir. Din, birleştirici olmalıdır. Bunun için de din, devlete bağlı durumda olmalıdır. Machiavelli, bu şekilde laikliği gerçekleştirmiş olur. Jean Bodin ise, vicdan özgürlüğünü savunur. Machiavelli ile ortak yönleri; dinsel hoşgörüyü ülkenin düzeni için bir araç olarak görüyor oluşudur. Bodin'e göre kral, Tanrının vekili konumundadır ve gücünü ondan alır. Farklı dinlerde insanların birbirlerine hoşgörüyle yaklaşımında din birliğinin sağlanabileceği görüşündedir. Thomas Hobbes da Machiavelli gibi kiliseyi devlete bağımlı kılar. Aslında hepsinin amacı; barış ve birliğin korunmasıdır. Fakat bu amaca, Bodin hoşgörüyle ulaşmayı amaçlarken Machiavelli ve Hobbes toplumu güderek ve zor kullanılarak bu ulaşmayı amaçlar. Üç düşünürün de benimseyip savunduğu yönetim biçimi mutlak egemenliktir. Üçü de görüşlerinde objektif ve tarihsel bir metot kullanmıştır.
Günümüzde monarşi ile yönetilen ülkelere:
▪︎Birleşik Krallık ▪︎Norveç ▪︎İsveç ▪︎Hollanda ▪︎Belçika ▪︎İspanya ▪︎Fas ▪︎Suudi Arabistan Krallığı ▪︎Omman Krallığı ▪︎Japonya Gibi ülkeker örnek gösterilebilir
-FAŞİZM-
Faşizm, ilk olarak İtalya'da Benito Mussolini tarafından oluşturulan, otoriter devlet üzerine kurulu bir radikal milliyetçi siyasi ideolojidir. İlkeleri ve öğretileri La dottrina del fascismo adı altında Giovanni Gentile tarafından yazılmıştır. Benito Mussolini'nin kurucusu olduğu Ulusal Faşist Parti'nin İtalya'da iktidara gelmesinin ardından, birçok milliyetçi ideolojiye örnek oldu. Benito Mussolini'nin sistemini örnek alarak doğan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlarla beraber faşizm iyice güçlenen bir ideoloji olmuştur.
İtalya'da kurulan ideolojinin orijinal versiyonu için İtalyan faşizmi sayfasına bakınız.
Milliyetçi işçi hareketlerinden ilham alan ilk faşist hareketler, İtalya'da I. Dünya Savaşı sıralarında; sol fikirleri, sağcı ve milliyetçi unsurlarla birleştirerek; komünizme, marksist sosyalizme, liberalizme, demokrasiye ve geleneksel sağcı muhafazakârlığa karşı olarak ortaya çıkmıştır. Faşizm, geleneksel siyasal yelpazede genelde aşırı sağa konulsa da, siyaset bilimciler tarafından bu tanımın yeterli olmadığı tartışılmıştır. Faşistler kendi uluslarını, ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler. Liberalizme, demokrasiye, marksist sosyalizme ve komünizme muhalif faşist hareketler; devlete ihtiram, güçlü bir lidere bağlılık ve aşırı milliyetçilik ile militarizme verilen önem gibi ortak özelliklere sahiptir. Faşizm, siyasal şiddeti, savaşı ve emperyalizmi; ulusal ihyaya ulaşmak için bir araç olarak görür ve güçlü ulusların, daha güçsüz ulusların yerine geçerek topraklarını genişletmeye hakkı olduğunu ileri sürer. Faşizmi bir dünya görüşü olarak benimseyen İtalyan lider Benito Mussolini'nin 1922'de İtalya'da iktidara gelmesinin ardından, onun iktidarı döneminde, İtalya'da resmi ideoloji olarak yürütülmüştür. Kısa süre içerisinde genel anlamıyla baskıcı, otoriter rejim anlayışını betimler bir nitelemeye dönüşmüş ve nasyonal sosyalizm başta olmak üzere, anti-demokratik ve otoriter ideoloji ve yönetim sistemlerinin tamamına halk tarafından verilen genel bir isim halini almıştır. Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükûmet yetkisini sembolize eden, ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır. Söz konusu sembol birtakım değişikliklerle 1926 yılından itibaren İtalya'nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini'nin propagandasında kullanılmıştır. Faşizm, baskıcı rejimleri tanımlamak için kullanılan genel bir terim olmadan önce, asıl olarak İtalyan milliyetçiliğini temsil eden bir ideoloji olarak ortaya atılmıştır. Ancak kendisiyle eş zamanlı olarak ortaya çıkan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlar da amaç ve uygulamalar bakımından bir İtalyan ideolojisi olan faşizme yakın oldukları için faşizme bağlı siyasî hareketler olarak tanınmışlardır. Aşırı milliyetçi ve anti-komünist bir hareketin İtalya dışında "faşist" olarak nitelenmesinin ilk örneği Avusturya'da görülmüştür. Avusturyalı anti-komünist aşırı milliyetçilerin ideolojisi Avusturya faşizmi (Austrofaschismus) olarak isimlendirilmiştir. Aynı zamanda, Almanya'da komünistler, nasyonal sosyalistleri kendi propagandaları gereğince "faşistler" (die Faschisten) olarak isimlendirmişlerdi. Bir rejimin faşist olarak nitelendirilebilmesi için, o rejimin ideolojisinin milliyetçi olması ve milletin varlık ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutması gereklidir. Bu yönüyle halkçılığı da içermeli ve sadece zenginlerin veya işçilerin değil, milletin bütün fertlerinin refahını sağlamayı hedeflemelidir. Bu hedefe ulaşmak için ise ekonomi üzerinde sıkı bir devlet kontrolü uygulamak, işçi ücretlerinin yeterli olmasını sağlamak, keyfi işten çıkarmaları önlemek, hayat pahalılığının önüne geçmek için fiyat kontrolü uygulamak gibi önlemler uygulamak faşizmin politikalarındandır. Faşizm, sınıflar arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmayı öngörür. Bu yönde devlet eliyle korporatif sendikalar kurulur ve işçi ile işveren arasında anlaşma sağlanır. Toplumdaki yoksul ve orta sınıfın ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır; örneğin Almanya'da çıkan toprak yasasıyla köylülerin topraklarının ipotek yoluyla ellerinden alınmasının önüne geçilmiş ve fırsatçı sermayenin köylüyü sömürmesi engellenmiştir. Faşizmin amacı bir toplumu birlik-beraberlik, ulusal değerler, tarih bilinci, vatan-bayrak-devlet üçlemesi, halkçılık ve devletçilik gibi anlayışların altında bütünleştirmektir. Saldırgan milliyetçi olmakla birlikte -özellikle de nasyonal sosyalizmde- ırkçı boyutlara varabilmektedir. Milliyetçi veya ırkçı fikirlerin benimsenmesi ülkelere göre değişmektedir; örneğin İtalyan faşizminde "İtalyan vatandaşlığı" kavramı ön plandayken, Alman nasyonal sosyalizminde ise "Alman kanı taşıma" düşüncesi ön plandadır. Mussolini'nin doktrininde vatandaşlık kavramı vurgulanırken, Hitler'in doktrininde ise kan bağı vurgulanmaktadır. İtalyan faşizmi milliyetçidir, Alman nasyonal sosyalizmi ise ırkçıdır. Faşist yönetimlerin başa geçmesi Almanya'da demokrasiyle, İtalya'da hükümdarı tehdit etmekle (Roma'ya Yürüyüş), İspanya'da ise iç savaşın kazanılmasıyla gerçekleşmiştir. Tarihe baskıcı rejimler olarak geçen bu yönetimler, o yıllarda mevcut oldukları ülke halkının çoğu tarafından, özellikle de Almanya'da desteklenmişlerdir. 1922'de Benito Mussolini İtalya Kralı tarafından başbakan olarak atanmış, 1924 seçimleri sonucunda ise % 61.3 oy alarak Faşist Parti'nin iktidarda kalması kesinleşmiştir. Adolf Hitler Ocak 1933'te Almanya Cumhurbaşkanı tarafından şansölye (başbakan) olarak görevlendirilmiş, Mart 1933'te yapılan seçimlerin sonucunda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi % 43.9 oy alarak iktidarda kalmıştır. II. Dünya Savaşı'nın sonunda -İspanya'daki hariç- faşist yönetimler devrilmiştir.
•Faşizm'in Özellikleri
İdeoloji ve amaçlar
Faşizmde toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de iktidarın dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Basın ve yayın kuruluşlarının mevcut ideolojiye göre yayınlar yapması zorlanır. Hakim görüşe zıt düşünceler ve muhalif seslerin çıkması çeşitli baskı unsurlarıyla önlenir. Aykırı yayın yapanlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece hakim düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkmasının önüne geçilmiş olunur ve tek tip düşünce, toplumda baskın hale getirilir. Faşizmin boyutu, bu koşulların ne kadarının somut olarak uygulamaya geçirildiğiyle doğru orantılıdır.
Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir.
Milliyetçilik ve vatanseverlik: 19. yüzyıl boyunca yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı boyutlara varmıştı. Faşizmde milliyetçilik en ön plandadır ve temel ideolojidir. Vatanseverlik ve millî değerler her fırsatta vurgulanmaktadır.
Antisemitizm ve ırkçılık: İtalyan faşizminin özünde ırkçılık yoktur, milliyetçilik ve vatanseverlik vardır. Fakat Alman nasyonal sosyalizminde ise katı bir ırkçılık mevcuttur.
Popülizm, anti-komünizm ve anti-liberalizm: İtalyan faşizmi ve nasyonal sosyalizmde popülizm ön plandadır. Liberalizm tümüyle veya zararlı yönleriyle reddedilir. Korporatif ekonomi uygulamaya konur. Komünizm, faşizmin düşman ideolojisi kabul edilir. Bunun nedeni komünizmin faşizme ideolojik olarak ters düşmesidir.
Hukukun işlevselleştirilmesi.
Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam edilmeleri ve/veya öldürülmelerinin haklı görülmesi ve bir devlet politikası olarak yürütülmesi.
Bir ulusa, kültüre ya da “ırka” üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır.
Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön plandayken, Avusturya faşizmi ve falanjizmde vurgulu değildir.
Sosyal Darwinizm: Daha çok nasyonal sosyalizmde görülür. En iyinin ayıklanması ve egemenliğine dayalı toplum anlayışı. Yani ari ırk, başka bir deyişle üstün ırk kavramının devlet yapısında ve toplumsal yapıda etkili olmasıdır.
Karşıtlar
Komünizm: Özellikle Sovyet Devrimi ve komünizmin Avrupa’ya yayılacağı korkusu faşist liderler tarafından sıklıkla liberal ve muhafazakâr gruplarla ittifak kurmak üzere dile getirilmiştir.
Liberalizm: Batılı ülkelerin sistemi liberalizm bir tehdit olarak algılanmıştır. Liberalizmin bireysel özgürlük anlayışı, faşizmin görüşü ile taban tabana zıttır. Faşizm bireylerin tamamen devlete bağlı ve devletin kontrolü altında olmasından yanadır. Ayrıca liberalizmin ortaya attığı kapitalizmi modeli reddedilir, ve kapitalizmin ortadan kaldırılmadığı orta yol korporatizm desteklenir.
Demokrasi: Demokrasi; çoğulculuk düşünceleri ile, devlet, ekonomi ve özel mülkiyet arasındaki ayrımda faşizmi önemli bir düşman olarak görür.
Muhafazakârlık: Faşist hareketler sıklıkla muhafazakâr özellikler taşısalar da kendilerini devrimci olarak gören faşistler muhafazakârlarda laik vitalizmin ve “yeni insan” düşüncesinin düşmanlarını görürler.
Şekilsel ve örgütsel özellikler
Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması.
Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin en önemli görünüşleridir.
Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması.
Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası.
Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine zorunlu coşkunluk.
Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması. Mussolini’nin stato totalitario kavramından beri faşist anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her alanında hak iddia eder. Aile, çocuklarla halk birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği olarak düşünülür.
Pasifizmin aşağılanması. Bunun yerine hareket adı altında militarizmin ve savaşın yüceltilmesi.
Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Faşizme göre karşıt düşmandır ve bir an önce yok edilmelidir. Bu söylem esas olarak kitlelerin faşist yönetime örgütlenmesi amacıyla kullanılır.
Parti milisleri. Paramiliter çeteler.
Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı.
Yiğitliğe, kahramanlığa ve savaşçılığa vurgu. Ataerkil yapıların yüceltilmesi.
Gençliğin vurgulanması. Gençliğin dinamizminin savaş taraftarlığıyla ilişkilendirilmesi.
Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini unsurların yerini alan ilerleme ve teknoloji inancı.
Bu özellikler bazen milliyetçilik, militarizm ve şovenizmden oluşan "Üç Sütun Modeli" ile özetlenir. Ancak bu bir yandan da faşist ideolojilerin başka temel özelliklerinin göz ardı edilmesine yol açan bir indirgeme olarak eleştirilir. Faşist hareketler yaklaşık olarak bütün Avrupa ülkelerinde ve birçok Latin Amerika ülkesinde bulunur. İspanya İç Savaşı’nda (1936-1939) Francisco Franco yönetimindeki falanjlar İtalya ve Almanya desteği sonucu iktidara gelmişler ve 1975’e kadar iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Portekiz'de António de Oliveira Salazar Estado Novo ile faşist bir rejim kurmuştur. Avusturya’da Almanya’yla birleşmeye karşı çıkan Avusturya faşizmi rejimi kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya Hırvatistan’daki Almanya Rejimi gibi birçok faşist harekete yardım etmiştir.
Ekonomi
Hem liberalizmi hem de komünizmi reddeden bir doktrin olan faşizmin ekonomi politikası korporatizm isimli sistemdir. Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. En tipik örneği Mussolini dönemi İtalya uygulamasıdır. Korporatif ekonomi ile İtalya'daki işsizlik azalmış ve millî gelir yükselmiştir. İşçi ile işveren, emek ile sermaye gibi arasında sorunların bulunduğu ekonomik tarafların ve toplumsal sınıfların arasındaki problemleri faşist devlet uzlaşma yoluyla çözmeye çalışır. Örneğin İtalya'da devlet tarafından kurulan ve Faşist Parti'ye bağlı olan sendikalar yoluyla İtalyan emekçilerinin hakları savunulmuş ve sermayenin işçi sınıfını ezmesinin önüne geçilmiştir. Sermaye sahiplerinin toprak ağalığı yapması yasaklanarak her şey devlet gözetiminde tutulmuş, ülkenin emekçi sınıfı olan işçilerle sermayeyi elinde bulunduran işverenlerin dayanışma içinde bulunması sağlanmıştır. Faşist sistemde devlet her şeyden üstün olduğu için sermayeyi elinde bulunduran zengin iş adamları Faşist Parti mensuplarına söz geçiremiyor, böylelikle sermaye devletin oluyor; bu sermaye de halkın çıkarına kullanılıyordu. Faşist sistemin korporatist ekonomi politikaları sayesinde İtalyan halkı refaha kavuşmuş ve sınıflar arasındaki sorunlar ortadan kalkmıştır. Çünkü faşist yönetim belli bir sınıfı değil, tüm ülkenin çıkarlarını düşünen politikalar uyguluyordu. Faşizmin ekonomi politikası daha çok orta sınıf tarafından desteklenmiştir. 1933'ten itibaren Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin (NSDAP) idaresinde bulunmuş olan Almanya'da da İtalya'dakine benzer devletçi uygulamalar yürürlüğe konulmuştur. Tek parti olan NSDAP'ye bağlı sendikalar kurularak Alman emekçisinin hakları savunulmuştur. En büyük sendika kuruluşu Alman Emek Cephesi idi. Nasyonal sosyalistler, zengin Yahudi iş adamlarına karşı tavır alarak hem Alman emekçilerini korumaya çalışmış, hem de Alman sermaye sahiplerini Yahudilere karşı güçlü kılmak için çabalamıştır. Yahudilerin tüm haklarının alındığı Nürnberg Yasaları'nın çıkmasıyla birlikte Yahudi iş adamlarının şirketlerine devlet tarafından el konulmuştur. Yahudiler her türlü meslekten alıkonularak yerlerine işsiz Almanlar getirilmiş ve işsizlik hızla azalmaya başlamıştır. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidara gelmeden önce % 15'i bulan işsizlik Hitler'in iktidar döneminde % 0'a kadar inmiştir.
Kaynakça:
-https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://en.m.wikipedia.org/wiki/Fascism&ved=2ahUKEwiEv5bVg6PsAhUPxYUKHWKPDzcQFjAAegQIBBAB&usg=AOvVaw0HIctDKg0QEsh2HI1lOpuu&cshid=1602092566633
-https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Monar%25C5%259Fi&ved=2ahUKEwjpi-yJhKPsAhUMdxoKHYIHCNoQFjAAegQIAxAB&usg=AOvVaw2qOLlSpD4O9y3ZKHTmUST8
submitted by Doctor37141 to AnotherCity [link] [comments]

Una riflessione sul computing presente

Le recenti discussioni su Immuni, il capitalismo di sorveglianza e i recenti post di manuali storici, mi han ispirato questo post: che vuole essere una sorta di "questionario" con contenuto informativo per /italyInformatica. Spero non vi dispiaccia.
Dunque parto dalla nascita del computing teoricamente più simile a quello attuale: i primi "desktop", ovvero la nascita del concetto di desktop in casa Xerox, ovvero la workstation Alto (1973) [1], evoluta poi nel sistema di computing Star (1981) [2], rispetto a sistemi più vecchi (es. il famoso NLS by Doug Engelbart e soci [3] del 1968) che già avevano videoconferenze e desktop sharing in rete, queste erano già "economici PC" anche se al tempo non ebbero successo perché erano economici quanto una berlina di buona gamma e al tempo la società era basata sulla carta quindi i più non capivano che farsene di sistemi del genere in casa/ufficio.
Parto da qui. I più al tempo erano abituati e rodati con la carta, a casa come negli uffici (di ogni genere) avevano cartelle, raccoglitori, porta documenti, ... sapevano gestire la "sicurezza" dei supporti, cosa portare in giro, cosa tenere da parte, cosa mettere in cassaforte ecc ecc ecc. Funzionava. Certo sappiamo che si poteva fare un mondo di più e che i più la carta la usavano, si, ma tenendo ammassi di "file" (fogli) sparsi in ammassi di "cartelle" alla organo riproduttivo maschile di canide, non diversamente da quel che fa oggi il bipede medio coi propri files digitali e non diversamente da quel che potrebbe fare.
Allora come oggi qualcuno aveva capito le potenzialità dell'informatica, ma erano pochissimi, pochi tecnici e ancora meno commerciali. Al tempo ebbe successo il computing obsoleto, peggiore, commerciale. Il modello IBM anni '30 [4] evoluto sino ad arrivare al fax, ovvero sempre la carta, ma con un po' di automazione intorno, la possibilità di trasmettere carta in pochi istanti, di far di conto avere archivi più rapidi delle cartelle sospese organizzate [5] ecc. Ovvero allora come ora vinse non la rivoluzione, ovvero qualcosa di nuovo, che apre un universo di possibilità, ma l'evoluzione, ovvero qualcosa di già noto che cambia solo vestito, migliora qualche aspetto, sorpassa qualche limite, al prezzo di una complessità immane per risultati che al confronto son ben poca cosa.
Ebbene, mi pare che siamo sempre li. Oggi abbiamo il PC, che è ben meno di quel che offriva anche solo la vecchia Alto, nel senso che possiamo fare come utente quasi solo azioni meccaniche, entro i binari prefatti da altri, spesso manco "sul PC" ma in remoto, ove il PC è solo il terminale stupido dei vecchi mainframe. E stiamo di nuovo evolvendo peggio: oggi avremmo la possibilità di avere davvero un computing personale nel senso che un desktop costa assai meno di una berlina e le connessioni oggi MEDIAMENTE sono abbastanza buone per avere pure le videoconferenze del 1968. Ma no. Oggi torniamo a qualcosa che già si conosce: il telefono, divenuto smartphone, ma sempre tale, dove non puoi produrre ma solo consumare contenuti, dove dipendi dal cloud al punto che alcuni commerciali giustamente l'han definito "la sola piattaforma oggi realmente integrata: cloud+mobile". Il vecchio concetto di PIM, Personal Information Management (system) che era il desktop Xerox a tutt'oggi lo portano avanti 2.5 gatti, ignorati dai più.
Tutti sognano cose poco realistiche, quasi nessuno implementa ciò che potrebbe esser già fatto oggi e che oggi sarebbe un sogno, ma reale e realizzabile.
Terminata la lunga parte storia "informativa"+rant la parte questionario: cosa ne pensate? Intendo dell'evoluzione del computing. Quanto conoscete del computing storico? Quanto vi sentite attratti dall'idea del PIM, del desktop quale "documento vivo" modificabile a sistema live, come le vecchie LispM, ovvero il tutt'ora vivente Emacs, senza bisogno di enormi conoscenze e boilerplate code, personale, fatto per se stessi per avere in un istante tutto quel che si vuole sottomano, NON solo in termini di conoscenza pubblica (hey Google, dov'è la pizzeria più vicina) ma in termini personali (dov'è la mia bolletta del telefono di gennaio di 5 anni fa?)? Vi interessa/piace questo modello/vi siete mai fermati a pensare al tema? O piuttosto vi piace semplicemente consumare contenuti e non pensate manco sia possibile qualcosa di diverso? Infine posto di avere qualcosa del genere "moderno" quanti realmente sarebbero pronti a provarlo sapendo che non si impara in 5' cliccando in giro essendo un "nuovo" ambiente/un sistema "alieno" rispetto a quel che già si conosce?
Grazie! :-)
[1] vedi anche https://youtu.be/9H79_kKzmFs e https://en.wikipedia.org/wiki/Xerox_alto
[2] https://youtu.be/ODZBL80JPqw e https://en.wikipedia.org/wiki/Xerox_Star
[3] https://youtu.be/FCiBUawCawo?t=963
[4] https://youtu.be/2XLZ4Z8LpEE
[5] giusto per chiarire le classiche icone dei files derivano proprio dal foglio di carta e le directory dalle cartelle sospese, comprensive di linguetta, per chi non le conoscesse es. https://www.usinenouvelle.com/expo/img/dossier-suspendu-kraft-couleur-l-oblique-az-lot-de-5-003784260-product_zoom.jpg
submitted by ftrx to ItalyInformatica [link] [comments]

Reddit'te olası gelecekteki "AK Troll" tedirginliği üzerine bir sohbet: Sakin olun.

İyi günler Turkey,
Bu uzun fakat keyifli bir yazı olacak, okunması 15 dakika sürer. İki bardak çay yeterli.

Öncelikle, konu hakkında bilgi sahibi olmayan insanların günler öncesinde derlediğim bu post'a bakabilir:
A Compilation of Turkish Pro-Government and Pro-Opposition News Agencies: In regards to Pro-Government Troll Accounts and How they operate and spread misinformation
Arada sırada bu topluluğa derleme sunan kullanıcılar arasındayım. Amatör olarak tarih ve data araştırmaları yapıp, konu hakkında bilgi sahibi olamayan insanların karmaşık bilgi ve perspektifleri hızlıca kavrayabilmeleri açısından paylaşımda bulunuyorum. Bir amatörüm, ancak çalışmalarımın bir faydası var ise ne mutlu bana.

Daha önceki çalışmalarım birkaçı şunlardır.
(Yabancıların da okuyabilmesi açısından İngilizce dilindedir) :
Data Derlemesi - 5 ayrı konuda, Türkiye ve Suriyeli Mülteci Krizine dair
Türk perspektifini anlamak üzerine, kaynaklarıyla birlikte Türkiyede PKK eylemlerinin derlemesi

Dile getirmek istediğim konu, Reddit platformu, diğer Sosyal medya platformları ile kıyaslayınca (Facebook ve Twitter'a göre) çok daha özgür ve yapıcı eleştiriye açık tartışmaların sağlandığı bir platformdur. Kaynakçası belirtilmeyen her bir iddianın sorgulunabilirliği vardır.
CHP İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Reddit hesabının var olması ile birlikte, Reddit'e dair ilginin oluşucağını, ve de bu ilgiden AK Trollerin faydalanmak istediği konusunda bir düşünce var topluluğmuzda.
AK Trollerin buradaki özgür konuşma, yorum yapabilme ve somut düşünme platformumuzun elimizden alabileceklerini düşünenler var. Kaygılarını anlayabiliyorum. Burada yapabildiğimiz tartışmaları ve platformu kaybetmek istemiyoruz.
Objektif olarak, AK Troller bunu başaramaz, ancak kendi içlerinde bunu yapabilirler. Reddit platformu, yalnızca tek bir ülkenin gündemi çerçevesinde şekilenen bir Sosyal medya platformu değil. Bütün dünya kullanıcılarına açıktır.

AK Troll'lerin konu ile ilgisinin ne olduğuna geçmeden önce, Reddit'in bir topluluk olarak nasıl çalıştığını bilmek lazım.

Reddit aslında birçok alt topluluklardan (subredditler) oluşan bir sitedir. Hepsinin ilgili konu başlıkları vardır. Turkey bunlardan bir tanesidir.
Hepsininde, kendi bünyesince uyulması gerekli kuralları ve bu kuralların uygulanmasını sağlayan bir topluluk ve Moderatörler vardır. Bir Teknoloji subredditinde yağlı boya paylaşımı yapamazsınız. Her konunun, mizahın veya düşüncenin bir subredditi vardır.
Ancak yeri geldiği zaman, Reddit, platformunda bulundurmuş olduğu tüm subredditleri kontrol edemediği gibi bu bazı subredditler bir "Echo chamber)" dediğimiz "Yankı odasına" dönüşebiliyor.

"Yankı Odası" tabiri;
Özetçe: "Körler sağırlar birbirini ağırlar" deyimi ile açıklayabiliriz.
Somut bir örnek vermek gerekirse, "Sino" topluluk subredditini örnek verebiliriz.
Sino subredditi, Çin Halk Cumhurriyetine lehine olumlu paylaşımlar yapıp--dış dünyanın "algılarını" ve de "komplolarını yıkmayı" hedefleyen bir topluluktur. Bunun çerçevesinde oluşmuş bir subreddit olup buna göre işleyen bir topluluktur.
Bu verdiğim bir örneği desteklemek amacında, şu postu paylaşmak istiyorum:
ARATIN: Sino in a nutshell ladies and gentleman, proving none of them actually live in china
  1. Bu paylaşımda bahsi geçen iddia: 1,3 Milyar nüfusu olan Çin Halk Cumhurriyetinde evsizliğin olmadığı, var ise gözde görülemeyecek kadar az bir sayıda olduğu savunuluyor.
  2. Oysaki, Çin'de yaşayan bir kullanıcı bunun aksini iddia ediyor, "ben bir dışarı çıksam bir kaç dakika içerisinde 4-5 tane evsiz bulabilirim" diye konuşup, elinde "Sino" ve o günün tarihini yazan bir not tutup evsizleri gösteriyor. Tam da dediği kadar evsiz bulmuş.
  3. Bunun üzerine bu kullanıcı Sino Subredditinde banlanılıyor. (Erişimi kalıcı bir halde engelleniyor.)
Ayrıca, banlanmak üzere, Sino topluluk moderatöründen aldığı yanıt şu şekildedir:
"Çin'in gelişimi ile Tinanmen Meydanı koruma altındadır. Xinjiang'daki Anti-Terör sistemi çalışmaktadır. Hong Kong'daki sonuç 1997'den itibaren hep aynı, ister isyancılar olsun veya olmasın. İstemesen de bu bir gerçektir. Bu konu hakkında HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZSIN. Git "Westerner" subredditinde ağla."
+(Artı, Amerika Birleşik Devletlerini kötüleyen, Çin'i yüceltmeye yönelik nitelikte 5 ayrı cümle paylaşıyor.)
KONU DIŞI AYRI BİR NOT: Tiananmen Meydan Katliamı ile ilgi bir belgesel
Sonuç olarak, Sino topluluğunda savundukları retorik dışında bir konuyu tartışamazsınız.

***

Peki, bunun bizim AK Troll tehlikesi ile ne bağlantısı var?

AK Troller, Facebook ve Twitter'da topluca yaydığı sansasyonel haberleri ve iddiaları bir ihtimal Reddit'de de yayıp, tekrar bir "Yankı odası" yapmayı hedeflemektedirler.
Gelelim, bizi endişelendiren iddiaları konuşalım:

"AK Troller, Reddit'te Türkiye aleyhine olumlu olumsuz, yalan propagandalar yapacak"

Çin kadar engin propagandaları ve propaganda kaynakları yok. Kaldı ki, Batı'nın büyük bir çoğunluğu Türkiye'deki medyanın özgür olmadığının bilincinde. Bir yabancının "REİSSSSS 2023" diye paylaşım yapan olası hesaplarının inandırıcı bulabileceğini sanmıyorum.
Çin, Batı Medyası ve sermayesinde güç bulundurabilmesine rağmen sözü halen eleştirilebiliyor ise; Türkiye dışında hiç bir güç bulunduramayan AK Trollerin başarılı olması mucize olur ve de bunun akademik bir çerçevede incellenmesi gerekir.

"AK Troller, Türkleri daha kötü bir yönde temsil edecek"

Erdoğancı tayfası (özellikle "Gurbetçi" Erdoğancılar) zaten, haberdar ve aklı başında olan bir insan için Türkleri temsil etmiyor.
Türkleri <> etseler bile, hitap ettikleri kitle zaten Türklerden nefret eden, Türkleri tanımak isteyemen bir kitledir. Al bir bağnazı, vur ötekine.
Kaygınızı anlabiliyorum, ancak işin aslına bakacak olursak değişen pek bir şey yok.
Bizim yalnızca onlardan farklı olduğumuzu, kendimizi en iyi halimizle temsil etmemiz yeterli. Nefret, nefretten besleniyor. Yangın'a körükle gitmeyelim.
KALDI Kİ, bugünden 7 ay öncesinde, popüler subredditlerde "feminist guerrilla freedom fighter" olan PYD/YPG <> fotoğrafları düzenli bir şekilde paylaşılıp Türkiye ve Türklere "masum Kürt halkının tümüne yeniden soykırım yapıyorlar" diye karalamayı çalışıyordu.
Şimdi ise bu sözde hümanist ilgi yok denecek kadar az. Sansasyonel bir şişirme çabasıydı, şimdi söndü.

"AK Troller, zamanla istila edip, burayı kendi mekanını dönüştürüp buradan insanları maniple ederler"

Burası esnek kuralları olan Facebook, Twitter veya Ekşisözlük değil. Facebook'a ve Twitter'a göre bir "Yankı Odası" oluşturmak o kadar kolay değil.
Arkasında bir destek, bir kaynak veya bir düşünce olmadıkça paylaşımları sözü geçmiyor bu platformda. (Propaganda pekala mümkündür, ancak bir algı+kamuoyu desteği+devamlı aleyhine fikirbirliği oluşması gerekir.) Upvote/Downvote ve yorumlar ile bu kısmen mümkündür. Ancak bir AK Troll'ün, banlanmadan propagandasını yapabilmesi mümkün değildir.
Yazımdan alıntı yapmam gerekirse, işleyeceği konular şunlar:
Hedef göstermeden, şiddete teşvik etmeden, yalan söylemeden bunu yapamazlar. Deneyebilirler, ama bir tek Moderatörler değil topluluğun kendisi bile buna engel olur.
AK Troller "milli" duygulara yönelik propaganda yapar. Vermek istedikleri mesaj bu platformda zaten kabul görmeyen mesajlardır.

"Reddit Türkiye'de yasaklanır bu gidişle"

Bu mümkün, fakat aşılabilir. VPN servisleri, IP saklayan/değiştiren İnternet Tarayıcıları yeterlidir. Ülkemizde ilk defa bir site yasaklanmıyor sonuçta.

"Tartışmaların değerini yitirmeye neden olacaklar ve platformun kalitesi kaybolacak"

Platformun kalitesini belirleyen üç husus vardır.
  1. Düzgün kurallar, ve bu kuralları sağlayan moderatörler.
  2. İyi niyetle ve çaba sarf edilmiş paylaşımlar.
  3. Paylaşımların insan zihninde yaratığı düşünce ve sonuç.
AK Troller olası bir istila yapmaya kalksalar bile bir süre gürültü yapacaklar en fazla.

***

Özetçe, sakin olun.

Biz hiç bir yere gitmiyoruz, sadece muhtemelen birazcık daha büyüyeceğiz. Ancak, bizim topluluk olarak bize düşen olası sorumluluk, kaliteli paylaşımlar yapmaktır. Bir birimizi yapıcı bir yönde eleştirmektir. Moderatörler zaten ellerinden gelenini yapıyorlar.
Kendinizi eğitin, öğrendiklerinizi paylaşın, eleştirel bakalım olaylara. AK Troll zaten bunu engellemek istiyor.
Bırakın, geleceklerse gelsinler. Fikrimce, ya dikkate almayın, ya da çırpınışlarından eğlence çıkarın kendinize.

Sevgilerimle, sabrınız için teşekkür ederim.
submitted by Xanixiano to Turkey [link] [comments]

Basta Google. La mia nuova suite digitale

Ho iniziato a maturare la decisione di interrompere (o perlomeno ridurre) l'utilizzo di Google circa un anno fa, per tre ragioni:
Dopo un anno di sperimentazioni, mi piacerebbe condividere la mia esperienza.
Per comprendere quali soluzioni avessi per abbandonare Google, le risorse che ho consultato maggiormente sin dall'inizio sono state i siti web https://www.privacytools.io/, https://restoreprivacy.com/privacy-tools/, https://nomoregoogle.com/ e i subreddit privacytoolsIO, degoogle, privacy e selfhosted.
Ha presto catturato la mia attenzione Nextcloud, una piattaforma web open-source che ognuno può ospitare liberamente su un proprio server e che offre i principali servizi digitali di cui si ha bisogno: l'archiviazione dei file, il calendario, la rubrica, le note, ecc. Un degno sostituto dei famosi servizi di Google. In realtà questo servizio non deve essere necessariamente installato su un proprio server, perché viene messo a disposizione anche da altri fornitori, talvolta anche con piani gratuiti che offrono qualche gigabyte di spazio. Io però ero attratto dall'idea di avere "la mia casa digitale", quella con il mio dominio, allora ho intrapreso la strada del self-hosting. Poiché volevo anche avere la massima possibiltà di apprendimento e personalizzazione, ho deciso di non utilizzare script o contenitori già pronti, ma fare un'installazione manuale.
I primi esperimenti l'anno scorso li ho fatti su Amazon Web Services (AWS) con una VPS del servizio EC2 compresa nel piano gratuito. Successivamente sono passato ad Aruba Cloud (dove ho sfruttato un buono da circa venti euro). In entrambi i casi ho utilizzato Apache come web server perché era quello indicato nei tutorial. L'installazione definitiva, negli ultimi mesi, invece l'ho fatta su Vultr, dove ho scelto di usare NGINX perché mi sembrava considerato più performante; l'ho trovato più difficile da comprendere rispetto ad Apache. Nell'andare avanti però ero molto preoccupato che il sistema a qualche livello potesse fallire e perdesse i miei dati, quindi ho dovuto elaborare un piano di backup. Dopo ricerche e tentativi, ho impostato tramite il software Restic un backup quotidiano dei miei file, alle 04:00, che facesse uno snapshot e lo conservasse per trenta giorni nello spazio di archiviazione in cloud di Backblaze. In particolare salvavo la cartella del web server (/srv/www) e la cartella dei dati di nextcloud (/home/mioutente) perché contenevano dati altrimenti irrecuperabili, e i file di configurazione dei virtual host di NGINX (/etc/nginx/sites-available) perché non avrei avuto voglia di riscriverli.
Nel mezzo di questa "ristrutturazione digitale" mi sembrava una buona idea occuparmi anche degli indirizzi email. Dal 2013 il mio account di posta è stato Gmail, utilizzato per tutto, dal serio al faceto; dovendo trovare un sostituto volevo cogliere l'occasione per compartimentalizzare. Ho diviso così:
Poco alla volta, ho cambiato gli indirizzi email di tutti i miei profili e account sparsi nel web (che raccoglievo già nel mio password manager, Bitwarden) togliendo il vecchio indirizzo Gmail.
Per ripulire il mio account Google, sono andato nella sezione "Dati e personalizzazione" della gestione account e ci sono rimasto male dalla quantità di cose che ho trovato su di me, alcune che sapevo di aver dato, ma altre che invece mi hanno sorpreso: oltre a sette anni di cronologia, che lasciano una sensazione da "Das Leben der Anderen", comprensivi di supermercati che ho visitato, mete delle vacanze, libri che ho sbirciato su Play Books, mi ha stupito trovare foto che pensavo di aver eliminato ma che erano rimaste (nascoste nei meandri delle impostazioni) sotto forma di "collage che hai rifiutato". Fondamentalmente, con le foto che ad esempio mi facevo per vedere se mi ero pettinato bene (e che subito dopo eliminavo), Google creava e mi proponeva dei collage che io rifiutavo, ma lui non eliminava. Ho cercato di eliminare tante tracce della mia vita, ma non tutto mi è stato concesso. Mentre ho potuto eliminare l'attività web e app, la cronologia delle posizioni e di YouTube, gli account di AdSense e Analytics, dalla "Google Dashboard" non ho potuto invece cancellare il profilo Blogger, gli album di Google Foto (seppur ormai vuoti) e la cronologia di app del Play Store. Non è stata dunque possibile una pulizia totale che mi permettesse di resettare senza cancellare l'account per mantenere l'indirizzo email.
Nel frattempo Nextcloud è stato una bella scoperta ed un esperimento divertente. Avevo le app native di archiviazione, calendario, rubrica e note, l'app di KeeWeb per gestire alcune password di persone per cui lavoro, e il client webmail di RainLoop per gestire i miei tre account di posta.Giunto il momento di sincronizzare tutto con lo smartphone (Android), ho deciso di formattare il telefono per partire da zero cercando di usare "meno Google possibile" (non potendo installare diversi sistemi operativi come LineageOS): al momento dell'accensione non ho inserito un account Google, ho disabilitato tutte le app già presenti (Chrome, Drive, Duo, Foto, Gmail, Google Play, Search) e ho iniziato ad utilizzare come app store "Aurora Store", che fondamentalmente dà accesso al Play Store con un account anonimo che si pone tra te e Google. Gli unici strumenti di Google che ho deciso di continuare ad usare, senza account, sono la ricerca, YouTube e la tastiera Gboard. In ogni caso, il mio smartphone per ora utilizza comunque i Google Play Services necessari per le app più famose.
Quando ho iniziato ad usare le app per la mia nuova suite però ho perso molto entusiasmo, perché prevedevo un'esperienza di utilizzo migliore di quella che Nextcloud ha potuto offrirmi. In particolare, un elemento significativo è stato la mancanza di un'app per la posta che potesse darmi un'esperienza omogenea su diverse piattaforme, desktop e mobile, cioè il tipo di comodità che caratterizzano il valore dei servizi offerti da Google o Microsoft. Con Nextcloud mi trovavo a dover usare su smartphone: l'app nativa per l'archiviazione di file, un'app creata da un altro sviluppatore per le note, un client di sincronizzazione CalDAV e CardDAV per calendario e contatti, oltre ad una diversa app di posta (perché ovviamente Rainloop, che ho su web, non c'è come app mobile). Molte interfacce diverse.
Ero deluso e volevo cercare un'alternativa, perché ritenevo che una soluzione del genere sarebbe stata scomoda e mi avrebbe presto fatto tornare indietro. Mi sono ricordato di altri servizi che avevo trovato agli inizi di questa avventura e in particolare di uno che avevo provato e apprezzato: Maibox.org. Precisamente, mi era piaciuto il client utilizzato, che è Open-Xchange e che fortunatamente ha anche un'app per smartphone (solo per le email però). C'era solo una mancanza: uno strumento per le note, che invece io solitamente uso molto. Potrebbe sembrare un'esagerazione, ma questa piccola pecca ha fatto crollare il mio castello di carte perché continuava a lasciarmi insoddisfatto. Il giorno dopo mi sono ricordato di un altro servizio, Cozy, che si propone di raccogliere la vita digitale delle persone in un unico posto. L'ho provato e, nonostante l'idea e l'interfaccia mi piacessero molto, l'ho trovato ancora acerbo e particolarmente orientato al mercato francese: le app disponibili sono perlopiù di istituti bancari e assicurativi francesi oltre a fornitori dei settori energia, telefonia, e trasporti, quindi prevalentemente per la gestione di pagamenti, bollette e abbonamenti. L'ultimissima freccia al mio arco a quel punto era Fastmail, che fortunatamente ha premiato il "perfezionismo" con cui avevo scartato le soluzioni precedenti. Su Fastmail finalmente ho trovato tutto quello che cercavo: posta, rubrica, calendario, archiviazione, note, accesso remoto tramite WebDAV e FTP, la possibilità di usare il mio dominio e gestirvi direttamente i DNS, anche per ospitare piccoli siti statici, tutto con una documentazione chiara e un'interfaccia molto soddisfacente.
Per finire quindi parliamo del costo di questa soluzione (e di quelle citate in precedenza). Sin dall'inizio avevo stanziato al massimo 100 € annuali per questo progetto e ci sono sempre rimasto dentro.
(Avete il 10% di sconto per il primo anno su Fastmail se vi registrate seguendo il mio referral link.)
Per usare Nextcloud in selfhosting invece oltre al dominio utilizzavo:
Le alternative a Fastmail che ho citato sono:
Alla fine di tutto questo mi sento di dire che secondo me la privacy non deve essere "tutto o niente", come in alcune community viene lasciato credere, e che anzi è importante aprirsi agli "utenti medi", anche progettando servizi che offrano un'esperienza di utilizzo più piacevole, opponendosi progressivamente all'idea che convenienza e privacy costituiscano una dicotomia. La privacy non dovrebbe essere una possibilità esclusiva di chi utilizza Linux, LineageOS, Tor, software open-source spesso orrendi o antiquati, e magari indossa un copricapo di carta stagnola. Ben vengano soluzioni come Signal, ad esempio, che rendono la privacy accessibile e di tendenza.
TL;DR: Un anno fa ho deciso di ridurre l'utilizzo di Google e riorganizzare la mia vita digitale; ho provato diversi servizi tra cui Nextcloud in self-hosting, Mailbox.org e Fastmail. Quest'ultimo è quello che mi è piaciuto di più ed ora utilizzo, perché mi permette di non rinunciare alla comodità. In totale pago poco meno di $70 all'anno.
submitted by alexandercoburn to ItalyInformatica [link] [comments]

Microonde a inverter

Molti non sanno che i microonde tradizionali sono capaci di scaldare solo a tutta forza, e la regolazione di potenza è in realtà illusoria.
Quando si imposta la potenza con la manopola o il controllo elettronico tutto ciò che si fa è cambiare il ciclo; ad esempio se si mette a metà potenza il forno scalda a tutta birra per x secondi e poi per niente per altri x secondi (sperando che il calore faccia a tempo a distribuirsi nel cibo). Facendo attenzione, durante il funzionamento si può sentire il click del relè che scatta e accende il magnetron (l'elemento che genera le microonde), e le vibrazioni del trasformatore che passano dal ronzio mentre alimenta il magnetron stesso al silenzio totale mentre è disattivato durante il resto del ciclo.
Ed ecco perchè i cibi vengono fuori scaldati non uniformemente e/o bruciacchiati anche quando imposti potenze inferiori.
I più moderni forni a inverter sono invece capaci di far funzionare il magnetron a potenze ridotte (o meglio in PWM, ma soprassediamo sui dettagli tecnici), quindi impostandoli adeguatamente si ottiene effettivamente di scaldare con meno energia. La cottura diventa molto più uniforme, e tenendo il forno a potenza minima è possibilissimo ottenere anche solo un lieve riscaldamento (per esempio se si tira fuori dal frigo qualcosa che andrebbe mangiato a temperatura ambiente).
L'unico aspetto negativo è che costano di più: con quanto si spende per un forno a inverter si possono comprarne 2 o 3 forni tradizionali al discount (considerando una spesa di 120-150 euro per i primi e 40-50 per i secondi). Personalmente però ritengo che valgano la spesa: io mi sono convertito ai forni a inverter da qualche anno ormai ed è tutta un'altra esperienza, non tornerei mai indietro.
Piccolo appunto: vista la frequenza molto più alta a cui operano gli inverter, è possibile che creino interferenze a sistemi radio. Il mio forno per esempio quando è in funzione mi rende impossibile ascoltare musica con altoparlanti bluetooth in cucina. Da notare che le interferenze non derivano dall'emissione di microonde, ma semplicemente dall'impianto di alimentazione.
Da notare che c'è un barbatrucco per ottenere riscaldamento ridotto anche da un microonde tradizionale: basta impostarlo al massimo e poi mettere dentro insieme al cibo anche un bicchiere d'acqua, che assorbirà parte delle microonde. Ma è un metodo inefficiente, poco pratico, difficile da quantificare correttamente e pure rischioso se non si fa attenzione: è facile ustionarsi con l'acqua calda dopo una lunga cottura, e se non si usano bicchieri resistenti alle alte temperature possono rompersi spargendo acqua bollente ovunque. Di conseguenza personalmente lo considero un "rattoppo" d'emergenza valido solo in casi in cui ci si trovi per le mani un microonde tradizionale e non si sia in condizioni di cambiarlo (per esempio in appartamenti condivisi in cui gli altri coinquilini preferiscano rimanere nell'ignoranza culinaria).
submitted by IronMew to IronMew [link] [comments]

Предложена новая гипотеза происхождения личинок многоклеточных животных

Предложена новая гипотеза происхождения личинок многоклеточных животных
Большая группа китайских авторов, изучив транскриптом (совокупность непосредственных продуктов генов) двустворчатого моллюска под названием приморский гребешок, пришла к выводу, что самой эволюционно молодой частью жизненного цикла моллюсков является планктонная личинка — трохофора. Проведя сравнительное исследование, они предложили гипотезу, что личинки всех животных — от губок до оболочников — являются наследниками единственного крупного эволюционного события: «изобретения» планктонной личинки, случившегося в начале эволюции многоклеточных животных и затронувшего их всех, за исключением, возможно, гребневиков.
Рис. 1. Приморский гребешок (Patinopecten yessoensis). Фото с сайта inaturalist.org
Проблема происхождения многоклеточных животных давно привлекает внимание ученых. За последние 150 лет чуть ли не каждый крупный зоолог считал своим долгом высказаться на эту тему. Такой интерес легко понять. В конце концов, люди тоже многоклеточные животные, да и мир всех остальных животных сам по себе необычайно богат и многообразен. В то же время проблема эта очень запутана. Конечно, тех, кто интересуется эволюцией, запутанными вопросами не удивишь, но проблема происхождения многоклеточных животных выделяется даже на таком фоне. Трудности тут особые.
Прежде всего, при исследовании происхождения первых животных почти бесполезна палеонтология. Их микроскопические предки вряд ли имели шансы сохраниться в ископаемом состоянии (см., впрочем: Описаны поздние стадии развития загадочных эдиакарских эмбрионов, «Элементы», 15.12.2014). Среди современных организмов готового прообраза общего предка многоклеточных животных тоже не найти. Как говорится, слишком много воды утекло с тех пор. Слишком многие эволюционные ветви, вероятно, занимавшие на древе переходное положение, успели полностью вымереть. Ближайшие современные родственники многоклеточных животных — воротничковые жгутиконосцы — их прямыми предками точно не являются.
Можно, конечно, попытаться мысленно «собрать» модель предка многоклеточных животных, используя быстро накапливающиеся молекулярно-биологические данные по регуляторным генам, сигнальным белкам и тому подобной клеточной начинке. Такие исследования часто дают очень интересную информацию (см., например: У одноклеточных организмов есть ген, способный управлять развитием хорды, 25.10.2013). Но здесь желательно точно знать, на какие именно вопросы мы хотим ответить. Любой живой организм многогранен: кроме сложной физиологии, у него есть еще и жизненный цикл, разные стадии которого могут очень сильно различаться между собой. К многоклеточным животным (и, вероятно, к их ближайшим предкам) это тоже относится.
Одна из самых больших загадок, связанных с первыми стадиями эволюции многоклеточных животных — это загадка происхождения их личинок. Тема эта уже подробно обсуждалась на «Элементах» (см., например: Общее происхождение трохофор и диплеврул: за и против, «Элементы», 06.02.2020), поэтому сейчас достаточно дать короткое резюме, что-то вроде «краткого содержания предыдущих серий». У многих морских животных, начиная с губок и заканчивая относительно близкими родственниками позвоночных (такими, как полухордовые), имеются планктонные личинки, совершенно не похожие на взрослых особей и плавающие архаичным способом, с помощью ресничек. Примеры таких личинок — целобластула, амфибластула, цинктобластула или паренхимула губок (см. А. В. Ересковский, А. Э. Вишняков, 2015. Губки (Porifera)), трохофора кольчатых червей и моллюсков, диплеврула полухордовых и иглокожих.
Эти ресничные личинки издавна занимают воображение биологов. Многие видели в них своего рода гостей из очень далекого эволюционного прошлого, краткое повторение (рекапитуляцию) тех эволюционных стадий, когда многоклеточные животные только-только возникали. Это представление идет еще от Эрнста Геккеля (Ernst Haeckel) и до сих пор поддерживается некоторыми видными зоологами, например Клаусом Нильсеном (Claus Nielsen%2Fcv.html)).
Альтернативная идея состоит в том, что первые животные на всех стадиях своего жизненного цикла были донными, а все типы планктонных личинок — неважно, ресничных или нет — появились гораздо позже (см., например: А. Ю. Журавлев, 2014. Ранняя история Metazoa — взгляд палеонтолога). В этом случае никакой рекапитуляции нет, и никаких сигналов о преемственности с «доживотными» формами жизни морфология ресничных личинок не несет.
Неудивительно, что в нашу эпоху торжества молекулярной биологии и биоинформатики нашлись ученые, решившие устроить прямую проверку этих гипотез по большой совокупности молекулярных данных. Почти столь же ожидаемо, что этими учеными оказались трудолюбивые китайцы — в данном случае сотрудники Океанологического университета Китая в городе Циндао и нескольких других китайских научных учреждений, тоже занимающихся морской биологией. Главным объектом исследования стал представитель двустворчатых моллюсков — приморский гребешок (Patinopecten yessoensis; рис. 1). Этот моллюск, живущий на азиатской окраине Тихого океана, является популярным объектом аквакультуры: его разводят (в том числе и в России) ради вкусного мяса и красивых раковин.
Выбор объекта был надежно обоснован. Моллюски — группа безусловно очень древняя (даже кимберелла, одно из древнейших ископаемых двусторонне-симметричных животных, схожа с моллюсками по ряду признаков; см. A. Y. Ivantsov, 2017. The most probable Eumetazoa among late Precambrian macrofossils). У гребешка, как и у многих двустворок, есть типичная личинка-трохофора, плавающая с помощью ресничных шнуров (см. картинку дня Трохофора). Личинки такого типа широко распространены и у других морских животных. Есть все основания считать, что трохофора восходит как минимум к общему предку моллюсков и кольчатых червей (см. Обнаружено ископаемое животное, близкое к общим предкам моллюсков и кольчатых червей, «Элементы», 06.03.2007). Это означает, что она возникла не позже начала кембрийского периода, то есть примерно в те времена, которые нас и интересуют. Наконец, технология разведения гребешков давно отработана, и по этой части исследователи были вообще избавлены от хлопот; стоит помнить, что многих других морских животных разводить в искусственных условиях или невозможно, или очень трудно.
Итак, пусть в нашем распоряжении есть полный жизненный цикл гребешка — от оплодотворенной яйцеклетки до взрослого моллюска. Какую информацию, позволяющую оценить эволюционное значение разных стадий, можно оттуда современными средствами извлечь?
Современная эволюционная биология развития, как правило, исходит из того, что «центральный аспект развития животных — это регуляция транскрипции» (A. Sebe-Pedroz et al., 2013., Early evolution of the T-box transcription factor family). Любое животное имеет набор генов, который повторяется в каждой клетке многоклеточного организма (из этого правила есть исключения, но они нам сейчас неважны). Каждый ген способен экспрессироваться, то есть выдать свой продукт — молекулу РНК, на основе которой (если это мРНК) потом будет создан белок. Синтез РНК на матрице гена называется транскрипцией). В каждом организме в каждый данный момент времени какие-то гены транскрибируются, а какие-то нет. Сумма всех транскриптов (то есть молекул РНК), которые считываются с активных генов, называется транскриптомом. Транскриптом — это уникальный «портрет» активности генов. Свой транскриптом характерен не только для каждого организма, но и для каждой отдельной стадии жизненного цикла. Это понятно: какие-то гены активны только у зародышей, какие-то — только у взрослых форм.
Китайские биологи составили подробный атлас активности генов на всех стадиях развития приморского гребешка, от оплодотворенной яйцеклетки до взрослого моллюска. Полученные данные были подвергнуты изощренной математической обработке: например, исследовалась совместная активность (коэкспрессия) разнообразных генов и строились сложные диаграммы, показывающие, какие гены обычно работают вместе. Особое внимание, конечно, было уделено регуляторным генам, влияющим на работу других генов (см. Факторы транскрипции). Материала набралось много.
Дальше китайские авторы использовали подход, который называется быстро входящим сейчас в моду словом «филостратиграфия». Это как бы послойное исследование множества разных генов, выявляющее, какие из них более древние, а какие более молодые. Для каждой стадии индивидуального развития гребешка был определен параметр, называемый индексом возраста транскриптома (transcriptome age index, TAI): попросту говоря, он отражает эволюционную молодость генов, которые на этой стадии экспрессируются. Если TAI мал, значит, гены, активные на данной стадии развития, — преимущественно древние, и сама стадия, вероятно, тоже эволюционно архаична. Если же TAI велик, то все наоборот: гены, активные на этой стадии, — преимущественно молодые. Предполагается, что таким образом можно исследовать эволюцию жизненного цикла — или, во всяком случае, восстановить последовательность, в которой стадии этого цикла возникали.
Оказалось, что из всех стадий развития гребешка самым «молодым» транскриптомом обладает именно трохофора (рис. 2). Она выделяется по этому показателю на фоне всех остальных стадий, как более ранних, так и более поздних. Возникает впечатление, что стадия трохофоры — самая эволюционно молодая в типичном жизненном цикле моллюсков.

Рис. 2. a — трохофора приморского гребешка (электронная микрофотография, длина масштабного отрезка — 10 мкм). ap — апикальная пластинка, at — апикальный султан ресничек, pt — прототрох. b — параметры транскриптомов разных стадий развития гребешка. Сами стадии развития отложены по горизонтали, значения параметров — по вертикали. TAI — индекс возраста транскриптома (transcriptome age index), TS — транскриптомное сходство (transcriptome similarity), характеризующее уникальность транскриптома данной стадии на фоне других стадий. У трохофоры (Tro) индекс возраста транскриптома максимален, а транскриптомное сходство минимально. Эта стадия — самая молодая (с точки зрения генетики развития) и самая оригинальная. Иллюстрация из обсуждаемой статьи в Nature Ecology & Evolution
Интересно, что на стадии трохофоры у гребешка экспрессируется больше факторов транскрипции, чем на любой другой стадии развития. При этом ее своеобразие, судя по анализу транскриптомов, очень высоко. Китайские авторы даже называют эту стадию «разрывной» (disruptive). Можно предположить, что ее эволюция была особенно быстрой.
Отсюда уже один шаг до предположения, что трохофора была относительно недавно (разумеется, в макроэволюционном масштабе времени) вставлена куда-то в середину жизненного цикла, в котором ее изначально не было. Такая версия существует довольно давно, и называется она гипотезой интеркаляции (то есть вставки; см. Современный анализ типов развития морских беспозвоночных подтверждает выдвинутую Геккелем теорию гастреи, «Элементы», 30.09.2013). По мнению китайских исследователей, полученные ими молекулярно-биологические результаты эту гипотезу неплохо подтверждают.
Конечно, дело не ограничилось одним гребешком. В анализ были включены доступные транскриптомы нескольких других трохофорных животных — моллюсков и кольчатых червей. Выводы, полученные на гребешке, при этом в основном подтвердились. Вклад в высокий TAI трохофор этих животных дают факторы транскрипции (неудивительно), а также, например, гены, кодирующие белки межклеточных контактов. Все это — важный инструментарий для построения многоклеточного тела.
Здесь уместно вспомнить, что для тех животных, у которых она есть, трохофора часто считается филотипической стадией, — стадией развития, на которой организмы некоторой крупной группы проявляют максимум сходства между собой (см. Смысл консервативной стадии зародышевого развития начинает проясняться, «Элементы», 31.03.2017). На филотипической стадии в большой мере закладывается план строения. Вот почему на стадии трохофоры работает так много регуляторных генов.
Китайские биологи, как видим, считают, что стадия трохофоры является еще и эволюционной инновацией. Тогда возникает следующий вопрос: уникальна ли она для трохофорных животных? Может быть, и другие ресничные личинки имеют такое же происхождение, а трохофора — лишь продукт специализации одной из эволюционных линий? Чтобы разобраться в этом, авторы привлекли к делу и транскриптомы нетрохофорных животных. У них ведь тоже есть ресничные личинки — например, уже упоминавшиеся диплеврулы полухордовых и иглокожих. Более того, от широкой души китайцы включили в анализ оболочников (у которых никаких ресничных личинок нет) и даже губок, которые от любых двусторонне-симметричных животных очень далеки. И для всех них более или менее подтвердился вывод, что на взрослых стадиях активны более древние гены, чем на личиночных. Личиночные транскриптомы в среднем моложе. Это выглядит как общая закономерность.
В итоге авторы выдвигают гипотезу единичной интеркаляции, согласно которой «изобретение» планктонной личинки произошло один раз, в начале эволюции животных (рис. 3). Эта гипотеза противостоит более распространенной гипотезе множественной интеркаляции, предполагающей, что планктонные личинки возникали много раз независимо. Единственные, на кого она в любом случае не распространяется — гребневики (см. Сравнительная геномика вынуждает пересмотреть место гребневиков на эволюционном древе животных, «Элементы», 18.12.2015). У гребневиков личинок нет и, вероятно, никогда не было. Стадий с транскриптомами «личиночного» типа у них не обнаруживается. Авторы, похоже, склонны симпатизировать гипотезе, что именно гребневики и есть самая древняя ветвь животных (см. Геном гребневиков говорит в пользу двукратного возникновения нервной системы у животных, «Элементы», 19.12.2013). Тогда картина получается относительно стройной: у первых многоклеточных животных личинки не было, и у гребневиков ее не было, а вот начиная с губок она была «изобретена», и далее наблюдается преемственность личиночных стадий.

Рис. 3. Гипотеза единичной интеркаляции. Между гребневиками и губками к линии эволюции взрослых форм присоединяется линия эволюции личинок. Эта линия непрерывна: личинки, происходящие от некой первичной личинки, есть и у губок (Porifera), и у стрекающих (Cnidaria), и у трохофорных животных (Lophotrochozoa), и у вторичноротых (Deuterostomia). Её нет только у гребневиков (Ctenophora). Интересно, что в качестве примера личинки вторичноротых тут показана не диплеврула, а хвостатая личинка оболочников, не имеющая ни с какими ресничными личинками ничего общего. С тем же успехом можно было бы нарисовать, например, головастика лягушки. Иллюстрация из обсуждаемой статьи в Nature Ecology & Evolution
Но считать проблему решенной пока нельзя. К авторам гипотезы единичной интеркаляции возникают вопросы, и не один, а несколько.
Во-первых, далеко не факт, что гипотеза «первичности гребневиков» верна. Сейчас накапливаются аргументы в пользу более классической версии, согласно которой древнейшая группа многоклеточных животных — все-таки губки (см. «Первичность губок» опережает по очкам «первичность гребневиков», «Элементы», 12.11.2019). В таком случае картина сразу усложняется: единичного «изобретения» планктонной личинки с последующей сплошной преемственностью, охватывающей и губок, и двусторонне-симметричных животных, никак не выходит. А что выходит — непонятно. Видимо, не случайно китайские авторы эту альтернативу просто-напросто не обсуждают.
Во-вторых, с генами, дающими вклад в «молодой» транскриптом трохофоры гребешка, всё не так уж просто. Не все, но довольно многие из этих генов специфичны для трохофорных животных, а некоторые — только для моллюсков или даже только для двустворок. Но тогда их нельзя использовать как свидетельство общего происхождения трохофор и других типов личинок. На это обратил внимание Константин Викторович Халтурин, петербургский зоолог, работающий в данный момент в Окинавском институте науки и технологии (Okinawa Institute of Science and Technology). Может оказаться, что трохофора все же уникальна.
В-третьих, история личинок многоклеточных животных — очень длинная. Китайские авторы сейчас отважно стремятся встроить все ее эпизоды в один ряд, но возможно ли это? Недавно на «Элементах» обсуждалась работа академика Владимира Васильевича Малахова с коллегами (Общее происхождение трохофор и диплеврул: за и против, «Элементы», 06.02.2020), в которой проводится идея, что в эволюции животных было как минимум две генерации ресничных личинок: первая — бластулообразные радиально-симметричные личинки губок, а вторая — трохофоры и диплеврулы, обладающие строгой двусторонней симметрией и специализированными компактными ресничными шнурами. По Малахову, механизмы их происхождения серьезно различались. А ведь есть и личинки, которые вообще не являются ресничными — например, личинки членистоногих и хордовых. Китайские авторы стараются свести все это многообразие к единственному главному эволюционному приобретению, но детального сценария того, как все могло бы произойти, они не предлагают. Судя по всему, тема происхождения и эволюции личинок еще долго останется интригующей.
Источники: 1) Jing Wang, Lingling Zhang, Shanshan Lian, Zhenkui Qin, Xuan Zhu, Xiaoting Dai, Zekun Huang, Caihuan Ke, Zunchun Zhou, Jiankai Wei, Pingping Liu, Naina Hu, Qifan Zeng, Bo Dong, Ying Dong, Dexu Kong, Zhifeng Zhang, Sinuo Liu, Yu Xia, Yangping Li, Liang Zhao, Qiang Xing, Xiaoting Huang, Xiaoli Hu, Zhenmin Bao, Shi Wang. Evolutionary transcriptomics of metazoan biphasic life cycle supports a single intercalation origin of metazoan larvae // Nature Ecology & Evolution. 2020. DOI: 10.1038/s41559-020-1138-1. 2) K. Khalturin. The origin of metazoan larvae // Nature Ecology & Evolution. 2020. DOI: 10.1038/s41559-020-1192-8.
Источник
submitted by postmaster_ru to Popular_Science_Ru [link] [comments]

Sistemet e Organeve të Trupit, muskulore, urinar, nervor, endokrin, skeletik, Raketni Balistički Sistem Sistemi Nervor Vendosja e regjimit komunist në Shqipëri - Klasa XI- Mesuese Eljona Plaku Sistemi i ftohjes

Sistemi shqisor është pjesë e sistemit nervor i cili është përgjegjës për përpunimin e informatave shqisore. Sistemi shqisor përbëhet prej receptorëve shqisor, rrugëve nervore dhe pjesëve të caktuara të trurit. SISTEMI GJEOCENTRIK •Për ti sqaruar këto lëvizje me ndihmën e teorisë Epicikel Ptolemeu perdori qindra epicikla (rrathë ndihmës), mirëpo edhe mu tani Toka nuk do të ishte në qendër. Këtë model Ptolemeu e ka vendosur në manuskriptin e tij 13-pjesësh. Punimet e Ptolemeut për Sistemi kompjuterik Siç, dihet sistemi kompjuterik paraqet një pajisje elektronike e cila shërben për ruajtjen, përpunimin dhe shpërndarjen e informacioneve. Karakterizohet me pjesën harduerike dhe softuerike të tij. Hardueri përmban komponentët fizikë të sistemit kompjuterik, siç janë: shtëpiza, pllaka amë, pllaka për zgjerim ... Sistemi i Frymemarrjes. Frymemarrja eshte nje veti e pergjithshme e te gjitha qelizave te gjalla. Organizmi i njeriut nuk mund te jetoje ne qofte se nuk merr ne nje menyre te vazhdueshme nga mjedisi rrethues oksigjen dhe te nxjerre jashte dioksidin karbonit. Sistemi diellor është sistem i organizuar planetësh, të cilët sillen rreth Diellit. Sistemi diellor është një sistem planetar i përbërë nga trupa qiellorë të ndryshëm që mbahen në orbita nga forca e gravitetit të yllit tonë, Diellit. Është i përbërë nga nëntë planetë , nga tre planetë xhuxhë , dhe miliarda trupa të vegjël.

[index] [4010] [5412] [5516] [4135] [203] [1000] [4874] [3055] [2063] [6500]

Sistemet e Organeve të Trupit, muskulore, urinar, nervor, endokrin, skeletik,

Pyetja mijëravjeçare e njerëzimit, nëse jemi të vetëm apo jeta ekziston edhe tjetërkund në gjithësi, sot mund të marrë një përgjigje zyrtare. NASA bën të ditur, se ka zbuluar të ... Category Howto & Style; Song The Only Way Is Up; Artist Martin Garrix, Tiësto; Writers Martijn Garritsen; Licensed to YouTube by UMG (on behalf of Universal Music B.V.); Kobalt Music Publishing ... Sistemet e Organeve të Trupit, muskulore, urinar, nervor, endokrin, skeletik, respirator Lojë falas Quiz Lojë: Sistemet e organeve të Trupit http: //www.purp... Ne kete video pershkruhet rruga dhe fazat te cilat i kalon ushqimi... Sumadija je prvo balisticko oruzije vojske Srbije, Srbija od ove godine postaje balistička sila kao Rusija,Kina,Sad itd... Sumadija ili kako kraći naziv WSA-...

http://forex-turck.forex-forum.info